2017 Yılının Arkeoloji Alanındaki En Önemli 10 Keşfi

0
407

Arkeologlar, 2017’de insanların geçmişte nasıl yaşadıklarını anlamamıza yardımcı olan bir dizi heyecan verici keşif yaptı. Bu ilgi çekici bulgular sayesinde eski kültürlerle ilgili daha ayrıntılı bilgiler ve geçen zaman ile hayatları gizlenmiş halkların faaliyetlerine dair somut kanıtlar elde ettik.

Göbekli Tepe’deki Kafatası Tarikatı

Göbekli Tepe, dünyanın en önemli ve bir o kadar da esrarengiz arkeolojik alanlarından biridir. Milattan önce 10 ve 8. bin yıllar arasında oradaki insanlar, grupların dini veya toplumsal amaçlar için toplandıkları bir dizi devasa taş daire diktiler. Araştırmacılar, bu yıl bölgede bulunan kemik parçalarının mikroskobik analizinin, insan kafataslarının bir zamanlar önemli bir teşhir ögesi olarak asıldığını ortaya çıkardı. Parçalar ölümden sonra oyulmuş ve değiştirilmiş kısmen korunmuş üç kafatasına aittir. Bu, Göbekli Tepe sakinlerinin ölüleriyle nasıl ilgilenmiş olabileceklerinin ilk göstergesidir ve arkeologlar, saygıdeğer atalarının veya belirlenmiş noktalarda alt edilmiş düşmanların koparılmış kafalarını sergileyen Erken Neolitik bir “kafatası tarikatının” kanıtı olabileceğine inanıyorlar.

Bu bulgu, Göbekli Tepe’de sergilenen karmaşık ayin davranışının altını çiziyor. Üç kafatası üzerindeki işaretler, kafataslarının deriden ayrıldığı, değiştirildiği ve hatta boyandığını gösteriyor. Alından başın arkasına doğru ilerleyen oluklar oluşturmak için kafataslarına taş aletlerle defalarca derin oluklar açılmış. Alman Arkeoloji Enstitüsünde araştırmacı olan Julia Gresky’ye göre kafatasları başın etrafına sarılan ve üstteki küçük bir delikten geçen bir bağ ile askıya alınmış olabilir. Açılmış oluklar, bağın sarkık haldeyken kafatası kemiğinin pürüzsüz yüzeyi boyunca kaymasına engel olur. Gresky: “Değiştirilmiş üç kafatası, bazı bireylere özel muamele yapıldığını kanıtlıyor ve bu önemli Erken Neolitik ayin merkezinde yaşayanların ölülerle olan etkileşimini kanıtlayan yepyeni bir bulgu kategorisini temsil ediyor.” diyor.

Büyük İskender’in Uzun Zamandır Kayıp Şehri

Dronlar, ulaşılması güç alanların yüksek kaliteli hava görüntüleri sunma kolaylığı ve hızı nedeniyle arkeologlar için paha biçilemez bir araç haline gelmiştir. Kısa sürede dronlar; kalıntıları, batıkları ve diğer tarihi eserleri ortaya çıkarmada yardımcı oldu ve şimdi bu listeye başka bir madde ekleyebiliriz: Büyük İskender’in kurduğu kayıp bir şehir.

Söz konusu kentin adı Qalatga Darband ve günümüzde Irak’ın Kürdistan bölgesinde bulunuyor. Millattan önce dördüncü yüzyılın sonlarında kuruldu ve büyüyüp bir şarap ticareti merkezi haline geldi. Buna rağmen kent, birkaç yüzyıl sonra tarihi kayıtlarda görünmez oldu ve yaklaşık iki bin yıldır da kayıptı.

Qalatga Darband’ın ilk fotoğrafları aslında 1960’lı yıllarda CIA tarafından casus uydularıyla çekildi. 1996 yılında görüntülerin gizliliği kaldırıldı ve son zamanlarda eski kalıntıların ana hatlarını gösterdiklerini fark eden akademisyenlerin eline geçti. Ardından Iraklı ve İngiliz arkeologlar arasındaki ortak girişim, bölgenin modern fotoğraflarını çekmek için dronları kullandı ve kayıp şehri buldu.

Sitede yapılan kazılarda Grek-Roma heykelleri ve Yunan paraları ortaya çıkarıldı. İngiliz araştırmacılar, çabalarının bir bölümünü Iraklı meslektaşlarını çatışma tarafından etkilenen bölgelerdeki tarihi yerleri nasıl koruyacakları ve buralarda nasıl çalışacakları konusunda eğitmeye adadıkları için iş yavaş ilerlemektedir.

Roma’nın En Eski Su Kemeri

Roma’nın yeni “C” metro hattı üzerinde çalışan inşaat işçileri, MÖ. 312 yılına dayanan Roma’nın en eski su kemeri olan Aqua Appia’nın bir parçası olduğuna inanılan şeyi ortaya çıkardı. Roma Arkeoloji Müfettişi Simona Morretta kalıntıların Colosseum yakınlarındaki Piazza Celimontana’da, arkeolojik kazılar için genellikle ulaşılamaz bir derinlik olan 55-60 fitte bulunduğunu söyledi. Su kemerinin bulunan bölümü 6.5 fit yüksekliğinde olup beş sıra halinde düzenlenmiş büyük gri tanecikli süngertaşı bloklarından oluşmaktadır. Morretta: “Kanal içinde herhangi bir kireç taşı izinin bulunmaması, zaman içindeki kullanımının sınırlı olduğunu veya yapının bakım için müdahale edildikten

sonra bir daha kullanılmadığını gösteriyor.” dedi. 100 fitten daha fazla uzunluğa sahip su kemeri betonarme perdelerle sınırlanan soruşturma alanının daha da ilerisine uzanıyor.

Giza’daki Büyük Piramit’in İçinde Bulunan Gizemli Boşluk

Uzaydan gelen parçacıklar, Mısır’ın en büyük piramidi olan Giza’daki Büyük Piramit’in derinlerinde bulunan gizemli bir boşluğun ortaya çıkmasına yardımcı oldu. Araştırmacılar keşfi, aslında sadece parçacık fiziği deneyleri için kullanılan yüksek teknolojili cihazlar kullanarak yaptılar. Detektörler, uzaydan gelip antik yapının kalın taşları arasından sızan parçacıkları araştırdılar. Bu arama, daha önce bilinmeyen bir boşluk veya deliği ortaya çıkardı. Bilinmeyen bu oda, yaklaşık 4500 yıllık Büyük Piramit’te 19. yüzyıldan bu yana keşfedilen ilk önemli yapıdır. Daha Fazla Bilgi İçin Tıklayınız.

En Eski Homo Sapiens İskeleti

Fas’ın batı kıyısındaki Jebel Irhoud’daki kazılar, Homo Sapiens soyunun ilk üyelerinden bazılarının 300.000 yıllık kemiklerini ortaya çıkardı. Bölgede insan kemikleri ilk olarak 1961’de keşfedildi. Antik ve modern özelliklerin garip birleşimi, Neandertallere ait olduklarını ve yaklaşık 40.000 yıl öncesine dayandıklarını tahmin eden bilim insanlarının ilgisini çekti. 2006 yılında, Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsünden Jean-Jacques Hublin liderliğindeki bir ekip Jebel Irhoud’daki kazıları yeniden başlattı. Bu yıl sonuçları açıkladılar ve modern insana kadar uzanan neslin en eski üyeleri hakkında bilgi verdiler.

Jebel Irhoud’un insanları, Neandertaller ve Homo Sapiens’in ortak bir atayı en son paylaştıktan 350.000 yıl sonra yaşadığı anlaşıldı. Bu süre iki soyun bazı belirgin farklılıklar geliştirmesi için yeterince uzun olan bir süredir. Jebel Irhoud’un insanlarının modern insanlar gibi düz ve kısa yüzleri vardı ancak beyinleri daha uzundu ve dişleri çok daha büyüktü. Kaş çıkıntıları, Neandertallerinki kadar olmasa da bugün yaşayan insanlarınkinden daha belirgindi.

Eski Roma Şehri Neapolis’in Su Altında Bulunan Kalıntıları

1700 yıllık büyük bir Roma yerleşimi, antik Neapolis şehrini bulmak için yürütülen birkaç yıllık arkeolojik araştırmayla Tunus kıyılarında keşfedildi. Bir Roma askeri ve tarihçisi olan Ammien Marcellin tarafından kaydedildiği üzere Neapolis’in milattan sonra dördünce yüzyılda bir tsunaminin şehrin büyük bölümünü yok ettikten sonra sulara gömüldüğüne inanılıyor. Aynı doğal afetin, modern Mısır’daki İskenderiye ve Yunan adası olan Girit’e de ağır hasar vermişti.

Kentle ilgili çok az bilgi kaydedilmiştir çünkü Neapolis vatandaşları, M.Ö. 149-146’da Üçüncü Peşin Savaşı sırasında Roma yerine Kartaca’nın yanında yer almışlardı ve en nihayetinde Roma bu düşman medeniyeti yok etti ve topraklarını kontrolü altına aldı.

Neandertaller’in Tıp Bilgisi

Bu sene araştırmacıların bildirdikleri üzere, beş Neandertal iskeletinde yapılan diş hesaplamasının DNA analizi, Neandertallerin önemli tıbbi bilgiye sahip olduğunu ve hatta antibiyotik kullandıklarını ortaya koydu. Neandertallerin birinde diş apsesi (ağrılı bir diş enfeksiyonu) ve diyareye neden olan bir bağırsak paraziti vardı ancak doğal bir antibiyotik görevi gören bir tür küf tüketerek bu hastalıklarını tedavi etmiş. Bu insan, görünüşe göre aspirinde kullanılan bazı içerikleri ihtiva eden kavak da tüketmiş.

Avustralya’da Adelaide Üniversitesindeki Eski Antropolojik DNA Merkezi müdürü olan araştırmacı Alan Cooper, bulguları açıkladığı bir konuşmasında : “Bahsi geçen zaman penisilini geliştirmemizden 40.000 yıl önce olduğu için antibiyotik kullanmaları çok şaşırtıcı!” dedi. Çalışmalar, aynı zamanda, Neandertal beslenme biçiminin çeşitlilik gösterdiğini ve kişiye bağlı olarak daha fazla et veya daha fazla sebze içerebileceğini ortaya koydu.

En Eski Trigonometri Kanıtı

3.700 yıllık bir tablet, üçgen matematiği olan trigonometri konusunda ilk çalışanların Yunanlılar değil Babillilerin olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmacılar tabletin 15 dik üçgenin tanımlamalarına sahip olduğunu ve üçgenlerin her birinde eğim açılarının azaldığını buldu. Bu açıklamalar, trigonometri çalışmasını son derece basit hale getiren bir trigonometrik tablonun bir parçasını oluşturuyor. Araştırmacılar, tabletin sadeliğini etkileyici buldu ve günümüz matematik öğretmenlerinin trigonometri öğretirken benzer bir yaklaşımı kullanmayı düşünebileceklerini söyledi.

Araştırmanın ortak yazarı, Sydney’deki New South Wales Üniversitesi Matematik ve İstatistik Okulunda doçent olan Norman Wildberger, buluşun “sadece modern matematik araştırmaları için değil, aynı zamanda matematik eğitimi için de yeni olanaklar açtığını” belirtti ve şöyle devam etti: “Matematik dünyası, bu eski ama çok ileri matematik kültürünün bize öğreteceği çok şey olduğu konusunda daha yeni uyanıyor.”

Araştırmacılara göre Babilliler, ziggurat adı verilen sarayları ve piramit şeklindeki yapıları inşa etmek için trigonometri bilgilerini kullanmış olabilirler.

Uzun Süredir Kayıp Artemis Tapınağı

Arkeologlar, 100 yıldan uzun süren araştırmalardan sonra, Artemis’e ithaf edilmiş kayıp, eski bir tapınağın kalıntılarını bulduklarını açıkladı. Kalıntılar kıyı kenti Amarynthos’un yakınında, Yunan adası Euboea’nın bulunmaktadır. Açıklığa kavuşturmak amacıyla söylemek gerekirse bu kalıntılar, Antik Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olarak kabul edilen ve kalıntıları günümüz Türkiye’sinde bulunan Artemis Tapınağı değildir.

Arkeologlar, tapınağı 19. yüzyılın sonlarına doğru aramaya başladılar. Bu kadar uzun sürmesinin nedeni, yanlış yerlerde arıyor olmalarıydı. Ana bilgi kaynakları, birinci yüzyılda yaşamış Yunan coğrafyacısı ve tarihçisi Strabo’ydu. Strabo, tapınağın antik Eretria şehrinden yedi stad uzakta olduğunu yazdı. Sonunda tapınak 60 stad yani yaklaşık 11 km (7 mil) uzakta bulundu.

Arama ekibi Strabon’un iddia ettiği mesafeden çok uzakta bulunan, bir antik Yunan binasındaki taşların yeniden kullanıldığı bir Bizans kilisesini bulduktan sonra doğru yola girdiler. Arkeologlar, tarihçinin verdiği bilgileri bir kenara bıraktıktan sonra araştırmalarını Yunan tanrıçası ile yakından ilişkili bir şehir olan Amarynthos’a kaydırdılar.

İlk önce, alanın kuzey ve doğu bölgelerinde galeriler buldular, daha sonra tapınağın merkezini ortaya çıkardılar. Tapınağın kimliğini doğrulayan üzerinde Artemis’in ismi olan yazıtlar bulundu.

Arkeoloji Dedektifleri Tarafından Dünyaca Ünlü Avebury Taş Çemberinde Bulunan “Gizli Kare”

Stonehenge’in hemen kuzeyinde bulunan Neolitik anıt olan Avebury, en çok tüm bölgeyi çevreleyen, Avrupa’da türünün en büyüğü olan taş çemberiyle bilinir. Arkeologlar şimdi de iç çemberlerin birinde daha eski, kare bir oluşum olduğunu keşfettiler. Radar teknolojisi kullanarak Neolitik bir evin izi olduğuna inandıkları taşlardan bir düzenlemeye dair kanıtlar tespit ettiler. Bu yapı, M.Ö. 3500 gibi eski bir tarihe dayanıyor. Geçmiş teoriler, Avebury’nin dışarıdan içeriye doğru inşa edildiğini varsayarken bu bulgular, alanın merkezdeki tek bir binadan çıktığını göstermektedir. Leicester Üniversitesinden Mark Gillings: “Bir yorum, onu göletteki dalgalar gibi görmektir.” diyor. “Ev çürüyor, bulunduğu yer büyük bir dikilitaşla yönü ve şekli kare biçiminde işaretleniyor. Ev inşa edildikten yaklaşık 300 yıl sonra onu hatırlamaya karar veriyorlar. Bu aşamaya gelindiğinde, mit ve efsaneye karışan atalara ait bir yer halini almış olabilir.” diye açıklamasını sürdürüyor.

Kaynaklar: https://goo.gl/3zsCPp  https://goo.gl/Qi1rbq https://goo.gl/zjUspw https://goo.gl/VTdWws

[Toplam:2    Ortalama:4/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin