Arsa Futbolu Şart – İbrahim ALTINSAY

0
170
arsa futbolu

Futbolla her yaş grubu turnuvasında Brezilya, Arjantin, Nijerya, Fas, Kamerun gibi ülkeler hep başarılı… Bu ülkelerde genel eğitim düzeyinin yüksek olduğu, bu ülkelerin eğitim sorunlarını çözdükleri söylenemez. Peki nasıl oluyor da dünya futbolunun zirvesine yerleşiyorlar? İşte burada eğitimle futbol oyunu arasındaki garip ilişki ortaya çıkıyor. Futbol sadece eğitimle olmuyor, eğitimsiz de…

Önce futbolun kendisine bakalım…

Günümüzde artık iki tür futbol var. Bir tarafta milyonların izlediği büyük bir gösteri var; din, dil, ırk, sınıf tanımıyor… Her maçta yeniden yazılan, sonucun ne olacağı belli olmayan, kolektif çalışmayla bireysel yaratıcılığı birleştiren doğaçlama ve anlık bir gösteri, bir performans bu…

Diğer tarafta da hepimizin oynadığı futbol var. Bir gazete kâğıdını yuvarlayıp top yaparsınız, iki taşı da kale, başlarsınız futbol oynamaya. Biraz ileri gider, bakkaldan plastik bir top alırsınız, duvara da bir dikdörtgen çizersiniz, iki gruba bölünürsünüz, kendinizi İnönü’de, Kadıköy’de, Barnebau’da veya Anfield Road’da hayal edersiniz ve başlarsınız maça… Futbol, her yaşta, her yerde, her an yapabileceğiniz, gerçek bir kitle sporudur bir yandan da…

Aslında iki farklı uçta gözüken bu iki ayrı futbol, yani ‘gösteri futbolu’ ve ‘kitle futbolu’ birbirini tamamlar, geliştirir. Ekranda futbol sihirbazlarını izledikçe onlar gibi olduğunuzu hayal eder, ilk fırsatta bir top bulup futbol oynamak istersiniz. İşte dünyanın her yanını sarmış bu futbol ateşidir ki futbol gösterisini sürekli yeni ufuklara götürür, sürekli virtüoz oyuncular çıkartır. Böyle olunca futbolu, okulların kesin eğitim kuralları içine sokmak mümkün olmuyor. Herkes yürümeye başladığından itibaren potansiyel futbolcu çünkü… Brezilya’da plajlarda, Nijerya’da çayırlarda, İngiltere’de “Halk Okulları”nın bahçelerinde ve parklarda, bizde boş bulunan her arsada ve hatta sokakta top peşinde koşturan milyonlarca çocuğu nasıl eğiteceksiniz? Onların hayatın içinde, o arsalarda karanlık basana kadar süren ‘top’ aşkını, içgüdüsünü, sezgisini hangi derste öğreteceksiniz?

Futbolun büyük bir ekonomik temele kavuşmasıyla birlikte Almanya, Hollanda gibi ülkeler çok katı kuralları, programları olan futbol okulları kurdular ancak zamanla görüldü ki bu sistem belli bir kalıptan çıkmış, belli bir sistemi uygulayan “ruhsuz” bir futbol ortaya çıkartıyor. Futbola büyüsünü ve çekiciliğini, yine yoksul ülkelerden gelen takımlar ve oyuncular veriyor. Katı futbol eğitimine en büyük muhalefeti, futbolculuğu kadar futbol teorisyenliği de ünlü Johann Cruyff başlattı. Cruyff, gelişmiş ülkelerdeki futbol eğitiminin, futbolcunun oyuna katkısını belli görevlerle sınırladığını belirtti. Sağ dış bek, libero, stoper, oyun kurucu gibi görev sınırlamalarının futbolda yaratıcılığı ve dolayısıyla futbolun zevkini öldürdüğünü öne sürerek her futbolcunun her görevi yapacağı, kalecilerin bile golü düşüneceği bir anlayışı savundu. Örnek olarak da ‘arsa futbolu’nu gösterdi…

Günümüzde ise okulla arsa barışmış gözüküyor. Özellikle Fransa’da kulüpler, dünyayı ve ülkelerini tarıyorlar. Buldukları çocukları, onların futbol yeteneklerine dokunmayan ama onlara bu yeteneklerini takım oyunu içinde geliştirecek melekeler veren bir ‘kültür eğitimi’ sürecine sokuyorlar. Burada gençler, yatılı okul havasında, bir tür ‘devşirme sistemi’ içinde zorunlu orta öğrenimini de alarak önce hayata, sonra yarışmaya ve futbola hazırlanıyor. Zidane’ları, Henry’leri, Dessaily’leri, Vieira’ları, Deschamps’ları ortaya çıkartan sistem işte bu. Arjantin’de de böyle… Brezilya ve Nijerya gibi ülkelerde ise durum tersten gelişti; eski futbolcuların kurduğu özel futbol okulları futbolcuya pratik eğitimler veriyor ancak oralarda da büyük Avrupa kulüplerinin desteğini alan okullar bir aşama yükselerek uluslararası kültür ve eğitime de önem vermeye başladı.

Artık futbolda üç aşamalı bir yetişme süreci var: Birinci aşama, “yetenek avcılığı”… Uzman ‘iz sürücüler’ (scout’lar) potansiyeli olan çocukları küçük yaşta belirliyor. Sonra ‘okul’ başlıyor. Bu çocuklara yeteneklerini geliştirmeleri ve kullanmaları öğretiliyor. Dünya ve yarışma kültürü anlatılıyor. Takım oyunu içinde hedefe gitme alıştırmaları yapılıyor. Burada sivrilenler üçüncü aşamaya geçerek A takımların formasını giyiyorlar. Eğer şansları da yaver giderse üst düzey şampiyonalarda, milyonların gözünün önüne, yeşil sahalara çıkarlar. Artık burada esas olan çok iyi oynamak, yarışmak ve kazanmak…

Peki bizde durum ne? Bizde her şeyden biraz yapılıyor ve bu yüzden her aşamada hep bir şeyler eksik kalıyor. Futbolcu yetiştirme sürecimizin pek çağdaş ve örgütlü, dolayısıyla verimli olduğu söylenemez oysa bizde arsa futbolu geleneği var. Bir de yüzyıllarca verimli işlemiş bir ‘devşirme’ sistemi var. Gittikçe azalan ‘arsa’ların

yerini, dikkatli bir çabayla ‘okul avluları’ alabilir. Devşirme sistemi de futbol eğitimini çözmüş ülkelerin bilgi birikimi ve uzmanları kullanılarak çağdaş bir yapıda yenilenebilir. Futbol eğitiminde bir tür rönesansa gereksinimimiz var.

[Toplam:5    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin