Biraz Dil Bilinci

0
90
dil-bilinci

Kış gelince radyo ve televizyonlardan şöyle bir duyuruyla uyarılırız: “Türkiye Balkanlardan gelen bir soğuk hava kütlesinin etkisi altında kalacaktır. Dikkat!” Oysa Türkiye Balkanlardan gelen, üstelik daha soğuk ve tehlikeli başka bir kütlenin altında eziliyor yıllardır. Göz ardı edilen, ayırdına varılmayan veya varılmak istenmeyen bu tehlike yabancı kaynaklı sözcükler. Sözcüklerin pasaportu yok elbette. Ülkeler arasında dolaşırken vize alma gibi bir zorunlulukları da… Diledikleri ülkeye, dilediklerince girip çıkabiliyorlar. Türkiye’de durum biraz farklı. Bizim sınırlarımızdan da giriyor bu sözcükler ama yerleşip çıkmıyorlar bir daha. Konuksever bir ülkeyiz ya, ondan olmalı. Turistler gibi onları da bağrımıza basıveriyoruz. Bu yüzden bunalinca stres’e giren, sinirlenince agresif’leşen bir toplum oluverdik. Lokantaya gitmek için yer ayırtmıyoruz da rezervasyon yaptırıyoruz artık. Organize olup koordine’li çalışırken sağlığımız bozulursa check up’a giriyoruz. Kapısında cafe ya da patisserie yazan yerlere oturup ne olduğunu bilmediğimiz yiyecek, içecek siparişleri veriyor, önümüze konan şeyin ne olduğunu ancak tadına baktıktan sonra anlıyoruz. Center’ dan showroom’ dan geçilmiyor ortalık. Birkaç gün önce, yılların Gima’ sının bile modaya uyup superstore olduğunu görünce içim sızladı.

Superstore bana superstar’ı anımsattı birden. Bu sözcüğün dilimizde yaygınlaşmasında büyük katkısı olan Ajda Pekkan şöyle bir açıklama yapmıştı: “Artık arabalara konan benzinin de süperi var. Bu nedenle ben süperstarlığı bırakıyorum. Bundan sonra divayım.” Bu açıklamayla yeni bir sözcük kazanmış oldu dilimiz: Diva. Ajda Pekkan kasetinin adını da Best of Diva koymayı düşünmüş, ne ki plak şirketi diva yabancı kökenli bir sözcük diyerek karşı çıkmış buna. Adamlar haklı. Best of gibi Türkçe bir söz diziminin yanına Diva yakışmıyor gerçekten. Best of kullanımına ne çabuk alış/ tırıl/ dık değil mi?

Butik adını alan giyimevlerinde giysi denerken medium bana olmadı, bunun large’ı yok mu diye soruyor, tezgahtarın large kalmadı x-large vereyim yanıtını hiç garipsemiyoruz oysa dükkanın kapısını açıp çıktığımız cadde New York’ taki 5.Cadde’nin değil, dil için devrim yapmış bir ulu önderin adını taşıyor: Atatürk Bulvarı!

Dilin yaygınlaşmasında çok büyük etkisi olan kitle iletişim araçları ne yazık ki kitle iletişimsizlik araçlarına dönüşmüş durumda. “Avrupa Birliği İçin Stand-by Anlaşması sağlandı.” ya da “Mortgage Sistemi ile ev sahibi olma dönemi başladı.” gibi haberlerden hiçbir şey anlamıyor, bu gelişmelere sevinmemiz mi, üzülmemiz mi gerektiğine bile karar veremiyoruz ulusça.

Türkiye Cumhuriyeti’nde bir Türk iş veren, Türkçe yayınlanan bir günlük gazetede şöyle sesleniyor aradığı elemana: “Stratejist aranıyor. Vizyon ve misyon üretebilen prezantabl adaylar aşağıdaki adrese başvursunlar.” Bu gibi ilanlara anlamış gibi yaparak başvurmayı, melez bir Türkçeyle ürün tanıtan reklam şirketlerini Kristal Elma ile ödüllendirmeyi sürdürürsek çok yakın bir zamanda kendi ülkemizde Türkçe-İngilizce sözlüksüz yaşayamaz hale geleceğiz.

Bir zamanlar bırakın yabancı sözcük kullanmayı, kelime yerine sözcük dediğinizde bile sizi uydurukçacı diye çok sert yeren, köksüzlük ve ruhsuzlukla itham eden milliyetçi-muhafazakar ve İslamcı abilerimizin 2000 sonrası hızla yükseldikleri iş, sanat, siyaset dünyasında marka ve iş yerlerine verdikleri isimleri görünce aklımız çıkıyor. Artık rezidance, avenue, park eklentili inşaat işleri; store, shop, center takıntılı markalar bu abilerden soruluyor. Ne de olsa global iş yapıyorlar.

Bir dilin başka dillerden hiç etkilenmeden, onlarla hiçbir ilişkisi olmadan yaşaması elbette olası değil. Ancak yabancı etkiler bir dilin temel söz varlığını kuşatacak, yabancı kuralları benimsetecek hatta dayatacak ölçüde çoğalırsa, bu; o dilin zaman içinde benliğini, varlığını yitirmesine neden olur.

Her alanda, her gün yenileri ortaya çıkan kavramlara türetme ve birleştirme yöntemiyle karşılık bulabilecek denli varsıl bir dildir Türkçe. Özellikle bilgisayar alanında hemen benimsenmiş pek çok sözcük vardır. Bilgisayar sözcüğünden sonra kimse computer demiyor artık. Yazılım ve veri de bu alanda önerilip kabul görmüş sözcüklere örnektir.

Dilimizin yabancı kökenli sözcüklerle hızla kirlenmesini; İngilizcenin bütün dünyada artan ve Türkiye’ye de yansıyan güçlü etkisi karşısında yeterince duyarlı olmamamıza, iyi bir yabancı dil eğitimi yerine yabancı dille eğitime yönelinmesine bağlayabiliriz.

Unutmamalıyız ki, bir topluluğu halk yapan, ulus yapan dildir. Dilini yitiren bir toplum yaşamaya devam edebilir mi, dilini teslim ederse ona bağımsız bir devlet denebilir mi?

Bu yüzden dil kirine karşı birey olarak daha duyarlı olmalıyız.

Bir dili koruyup varsıllaştırmak için ille de dil bilimci olmak gerekmiyor ki…

Biraz dil bilinci yeter.

[Toplam:0    Ortalama:0/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin