Çağcıl Sanat Üzerine – Beyhan A. MURPHY

0
83
çağdaş dans

Batı dünyasında yüzyılın sonlarına doğru başlayan, genel olarak çağcıl sanat akımı diye tanımlayabileceğimiz hareket, gerçekten zamana uygunluk gösteriyor. Bireysel kurama bağlı olarak kendinden üretme, kendini üretme ve konvansiyonel kalıpların etkinliğini reddetmek… Şiddetli bir kalıp, kuram, kurgu ve konvansiyonel estetik ötesine geçme arzusu sarmış dans kişiliklerini. Batı’da alabildiğince özgürleşmek için cereyanlara kapılan bir sanat dünyasına tanık oluyoruz.

50’lerin sonlarında endüstriyel ve 80’lerin sonlarında teknoloji toplumunun yarattığı bireysel yalnızlık, çalışmaların yapım tabanını oluşturuyor. Konu itibariyle sosyolojik ve kültürel kimliklerle beraber seksüel kimliklerin araştırıldığı bir trend hala süregelmekte.

Bunların hepsi bilinçli ve süregelen trendlerdir. Kesinlikle sosyo-kültürel oluşumlardan kopuk değildir. Aslında bir merhale daha ileri gidersek, “akım yaratma” akımcılığı milenyumun ilk yarısının süregelen trendi olma yolunda hızla ilerlemekte.

Batı toplumlarında içsel sıkışma, sanat ile kendini dışarı vuruyor ve bir anda özgürleşirken toplumsal trendler ile paralelliği kaybetmediği için alt kültürlere hitap ediyor ve ‘akım’laşıyor.

Özellikle “Çağdaş Dans”ın doğası itibariyle vurumcu ve ani yapısı izleyici kitlelerini kolaylıkla etkileyebiliyor. Bu ‘ileri akımcılık’ her ne kadar kısıtlı da olsa “Klasik Bale”de kendini hissettiriyor.

Geleneksel bale, adı üstünde ‘tradisyonel’, bir anlamda doğasında değişim içermemekte ancak klasik tabandan gelen talep klasik bale alanında kendine özgün bir ultra akım getirdi.

En azından konu çeşitliliği, teknik kalıpların zorlanması, elektronik müziğe geçiş ve buna benzer araçlarla “Klasik Bale”nin de ufku genişledi.

Sanattaki bu re-jeneratif sıfat elbette bireyin kendi içindeki ‘derin kimlik’ arayışından kaynaklanır. O denli şiddetlidir ki bu arayış, her ne pahasına olursa olsun kesinlikle kendinden ödün vermeyen bir sarhoşlukla sanatçıyı yoğun çalışmalara sürükler ve sonunda ‘yenilik’ olarak adlandırdığımız ifadelere götürür. Bireysel süzgeçlerden geçtikten ve çeşitli transformasyonlara uğradıktan sonra da seyirci ile paylaşılır. Çoğu zaman zorlar, düşündürür; popülist bir amacı yoktur.

Çağdaş sanat, özgün bireysel ifade ile özdeşleşir genelde; popülist olmaya başladığı anda kendi içindeki narin dengeleri bozulmuş, konvansiyonel bir ürüne dönüşür.

Çağdaş eğitim anlayışı da çağdaş sanatta olduğu gibi aynı ruhtan faydalanabilir mi? Çağdaş eğitim de ‘derin kimlik’ arayışına girmeli mi? Sanatçı kendini yenileyip tekrardan farklı ve çağcıl bir biçimde üretebilir mi?

Geniş çaplı bir taramada çıkan sonuç, toplumsal olarak da bu hareket için aslında ne kadar geç kalındığıdır. Geri getiremeyeceğimiz verimli yılların akıp gittiği kalıplı bir eğitim sisteminde çocukların ve gençlerin yaratıcı düşüncelerinin, bireysel ifadelerinin sığlaştığı okul ortamlarına ne kadar bir hareketlilik getirebiliriz?

Çağdaş sanat sinerjiktir, organik olarak birbirlerine bağlı parçacıklardan ortak etkileşim yaratan bir bütündür. Aynı eğitim sistemi gibi… İçerisinde ideolojik bir yapı taşır.Yeni tarzlar, etken görüşler ve hareketler bu kaynaktan doğar.

Bulunulan çağın anlayışına, şartlarına uygun olan, çağın yeniliklerini benimseyen ve ona göre davranan sanatçıları barındırır. Eğitim de ‘sanat’tan farklı değildir bu anlamda.

Çağdaş dünyayı takip ederek eğitsel konjonktürün, ulusal kimlikli bir izdüşümünü yakalayan eğitimcileri yetiştirmesi şarttır. Sadece birkaç bireyin çabaları ile kalıcı çağdaş hareketler doğamaz. “Çağcıl” hareketleri doğuran; aynı zamanda, aynı frekansı tutturan ve aynı derin anlayışların ihtiyacını hisseden, tabandaki istek, özveri, cesaret, açık fikirlilik gibi ögelerdir.

[Toplam:2    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin