Sadece Kabiliyetli Olmak Yeter Mi? Beyhan A. MURPHY

0
259
dans beyhan murphy

Profesyonel sanat yaşamımda defalarca karşıma çıkan çok önemli kavramlar var: kabiliyet, istikrar, zeka, tutku, idealizm… Bunların ve benzerlerinin hepsine evet ama bence en esaslı kavram, her ne kadar profesyonel sahne hayatının içerisinde, ilk anda bize geçmişle ilgili gömülü bir olgu olarak gelse de defalarca karşımıza çıkan ve acı gerçek aynası olan ‘eğitim’dir.

Çok kuvvetli istisnalar dışında, ‘eğitim’ sahne üstü ve sahne gerisi yaşamının her alanını son derece etkiliyor. Bu istisnaları ‘Allah vergisi’ veya ‘doğal kabiliyet’ olarak bir derece dışarıda bırakabiliriz ama bunun dışında kalan majör nüfusun hemen hemen hepsinin başarısı eğitim ile doğru orantılıdır. Eğitimin kalitesi, eğitimin seçimi; doğru alanda, doğru metotlarla, doğru eğitim görmüş olmak daha sonraki profesyonel yaşam üzerinde o kadar etkili ki… Kişinin kalıtımla beraber getirdiği zeka kapasitesini de eğitimle geliştirmek mümkün.

Sadece eğitim görmüş olmak yetmiyor, öğrenmeyi öğrenmek de gerekiyor. Çoğu zaman bilgiyi nasıl almamız gerektiğini, hangi beyinsel mekanizmalarla gerekli süzgeçlerden ve sentezlerden geçirerek kısa veya yakın hafızaya aktarabileceğimizi bilmiyoruz. Çoklu zeka kuramının sadece 90’lardan beri ülkemizde tanınmaya başladığını göz önünde bulundurursak ‘öğrenmeyi öğrenmenin’ çok gerisinde olduğumuz bir gerçek.

Öğrenim çağında olan bir çocuk veya bir gencin her şeyden önce işitsel, görsel ve dokunsal metotların hangisiyle daha iyi verim aldığı belirlenmeli ve ‘zeka profili’ göz önüne alınmalıdır. Bunun eksikliğini o kadar çok gördüm ki…

· kendini yanlış meslekte bulanlar ve bunu fark edip mutsuz olanlar

· kendini yanlış meslekte bulan fakat bunu fark etmeyen ve neden mutsuz, neden başarısız olduğunu anlayamayanlar

· aile-toplum baskısıyla kendi seçimi olmayan mesleklere yönelen ve 30 yaşından sonra ‘Aslında ben hep aktör olmak istiyordum.’ deyip her şeyi terk edip müthiş bir cesaretle alan değiştirenler (Belki ekonomik olarak çok rahata kavuşamıyorlar ama en azından içlerinde mutlu olabiliyorlar.)

· doğru alanı seçmiş ama yanlış bölümde ısrar etmiş olanlar

· gençlik yıllarında kendini sahne üstünde hayal ederek zorla dansçı veya aktör olup, aklı kemale erdiğinde ’’Aslında ben sahne gerisinde çalışmalıyım, organizatör olmalı veya yaratıcı alanda çalışmalıyım.’’ diyenler…

Benim alanım dansta genellikle akademi ve konservatuarların giriş sınavlarında belirli durumlara bakılır: Beden yapısı, müzikalite gibi… Bu ölçütler yetersizdir. Adayların kesinlikle kinestetik zekaları ölçülmeli. Kinestetik zekası düşük olan, ’ağır alır’ dediğimiz o kadar çok dansçıya rastladım ki… Bazı dansçılar anlatılanları hakikaten ağır algılar, onları algıladıktan sonra bedensel hafızaya geçirir; hâlbuki söylenenleri doğrudan bedensel hafızaya aktarabilse çok daha hızlı ve verimli ilerler. Bunun için de ciddi ‘kinestetik zeka/bedensel algılama yeteneği’ gerekir. Ağır algılayan dansçının kinestetik zekası düşüktür, kabiliyeti de çok derinde gömülü kalır. Bu durum dansçıyı mutsuz etmekle beraber karşısındaki koreografı da delirtir!!! Böyle dansçılar başka bir meslekte daha mutlu olabilir. Başka bir örnek: Sahne gerisinde sahne için çalışan, artistik direktörler, rejisör ve koreograflar… Bunların mutlaka ve mutlaka görsel ve matematiksel zekaları yüksek olmalı yoksa ‘mekanın içinde matematik ve geometri’ diye tanımladığım koreografiyi veya bir oyunu sahnelemeyi başaramazlar. Nice koreograf gördük zorla koreografi yapmaya çalışan, nice rejisör gördük oyun yönettiğini sanan… Bu işler çok daha bilimsel tabanlara oturmalı.

Sanat yapmak için ‘Bu işi çok seviyoruuum’ un yetmediği gibi ‘Bu işin eğitimini aldım’ da yetmez Bu iş, kişisel kabiliyet ve ilgili zeka alanı üzerine inşa edilen doğru eğitim ve öğretimden geçer. Bu noktadan işi eğitim-öğretime bağlarsak, kendi algılama ve öğrenme zekası/kabiliyetine göre doğru alanı seçen bir çocuk veya genç, çok daha verimli bir eğitim süreci yaşayacaktır. Bu konuda eğitim sektöründen bugünlerde pek gelişme bekleyemeyiz, onun için anne-babalara çok iş düşüyor. Ebeveynler son derece duyarlı olup genci doğru alanlara yönlendirmeliler.

Sahne sanatlarında, sahne üstü aktif nüfus hiçbir zaman fazla olamaz çünkü kabiliyet ve zekanın buluşması ender görülen bir durumdur ancak nedense Türkiye’de herkes kendini sahneye çıkacak veya koreografi yapacak kadar istekli ve yetenekli görür.

Kanaatimce sahne alanında yetişen nüfusun %30’u, sahne üstü nüfusun ise %70’i sahne gerisine kaydırılmalı. Böylelikle çok daha gerçekçi bir yapıya kavuşuruz. Sahne gerisi çok geniş ve çok keyifli bir alandır. Tasarım, sahne-teknik, organizasyon, yönetim, halkla ilişkiler vb. Şimdilerde bu alanlarda Türkiye’de de eğitim verilmeye başlandı.

Ülkemizde, özellikle sahne sanatlarında (sahne üstü ve sahne gerisi) yeterli imkan var mı? Elbette hayır ama eğitim imkânı olsa bile eğitim sonrası meslek hayatında girebilecekleri kumpanyalar o kadar az ki… Öncelikle bu iş alanları çoğaltılmalı, hali hazırda iş verebileceğimiz miktardan çok daha fazla mezun verdiğimiz bir gerçek. Ne yapar bu gençler? Nereye gider? Nerede üretir, nerede dans ederler sorularını sormak gerekmez mi?

[Toplam:4    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin