Dil Öğrenmenin En İyi Yolu Nedir?

0
204
dil öğrenme

Öğrenciler en iyi şekilde nasıl dil öğrenir? Martin Williams, dil öğrenmenin bilimi hakkında bilgi toplamak için akademisyen, öğretmen ve birden çok dil bilen konuşmacılarla görüştü.  

Alex Rawlings, yabancı dil öğretmenlerinin rüyasıydı. 8 yaşındayken dillere âşık oldu ve o yaşlarda Yunanca, Almanca ve Felemenkçe öğrendi. Şu anda Oxford’da öğrenim gören Alex, konuştuğu 11 dille İngiltere’nin en çok dil bilen öğrencisi.  

Peki onun sırrı ne? 

“Çocukken Yunanistan sahilinde insanlar gördüğümü ve onlarla konuşamadığımı hatırlıyorum.” diyor Alex ve devam ediyor: “O zamanlar, dünyadaki bütün insanlarla kendi dillerinde iletişim kurabilmenin güzel olacağını düşündüm ve bu, hep içimde kaldı.” Böylesi bir ilgiye çok ender rastlanır.  

British Academy’nin bu yılki raporu yabancı dil becerilerinde büyüyen bir açık olduğunu saptadı. Giderek artan bir oranda öğrenciler temel düzeyin ötesinde dil öğrenmeyi seçmiyorlar – ve Fransızca GCSE (General Certificate of Secondary Education-Genel Ortaöğretim Sertifikası) alan öğrencilerin yalnızca %9’u dillerini A seviyesine kadar ilerletiyor.  

Alex: “İnsanlara ilham vermekte başarısız oluyoruz.Hem iyi hem kötü öğretmenlerim oldu – en ilham verici olanları, sizi yalnızca konuşmaya teşvik etmeye odaklananlardı. Ben de bunu sınıf dışına taşıyabildim: Filmler izler, yeni kelimeler bulur ve bir şeyler okurdum.”  

Dil pedagojisi, tekrarlı GTM’nin (Grammar Translation Method-Dil Bilgisi Çeviri Yöntemi) dil öğrenmenin tek yolu sayıldığı o günlerden beri çok yol aldı. Öte yandan bugün iletişimi ve dilin pratik kullanımını öne çıkaran TBLT (Task-Based Language Teaching-Eylem Odaklı Dil Öğretimi) yaklaşımı İngiltere’deki okullarda oldukça yaygın.  

Belfast’ta St. Gemma’s Lisesinde Fransızca ve İspanyolca öğretmeni olan Christelle Bernard’a göre bu tarz öğretim yöntemleri ona istediği zaman ders kitabını bir kenara kaldırma özgürlüğü veriyor. Christelle: “Biraz gramere ihtiyacınız var fakat benim yaklaşımım olabildiğince az gramerle, çoğunlukla konu odaklı.” diye açıklıyor.  

Onun eylem odaklı öğretimi, derslerde bilgisayar kullanımından görsel-işitsel ve kinestetik öğrenime kadar değişiklik gösteren fikirleri içeriyor. Christelle. “Örneğin evcil hayvanları öğreteceksem dersime oyuncak hayvanlar getiririm.” diyor. 

Öğrencilerin Fransızca yazılmış “tweet”leri tartıştıkları dersleri tanımlayarak “Ders kitabını neredeyse hiç kullanmam aksine Twitter’ı çok daha fazla kullanırım.” deyip ekliyor: “ICT (Information and Communications Technology-Bilgi ve Haberleşme Teknolojisi) öğrencilerin iş birliği yapmalarını sağlıyor. Böylece hem beraber çalışabiliyor hem bu durum onlara bir ortam seçeneği veriyor. Diğer yandan bilgisayar kullanmayı bildikleri için bu sayede dile odaklanabildikleri bir konfor alanına sahip oluyorlar.”  

Eylem odaklı öğrenim genellikle bir bilgi boşluğu içerir: Öğrenciler etkili bir şekilde iletişim kurmak için bilgilerini paylaşmak zorunda kalabilir veya dil kurallarını uygulamadan önce kendi kendilerine kural arayışına girebilirler. Bu, Salford Üniversitesinde İnsan, Dil ve Toplum Bilimleri Bölümünde kıdemli okutman olan Huw Jarvis’in oldukça beğendiği bir yaklaşım. Jarvis şöyle diyor: “Bildiğimiz üzere insanlar iletişim kurmak için çabaladıklarında daha iyi öğrenirler; bu yüzdendir ki bunun metodoloji ve konuşma biçiminin merkezinde olması gerekir. Dilin temel amacı iletişimdir – gramer önemlidir fakat resmin bütününü görmek gerekir. Çünkü artık dilin mekanik aktivitelerle öğretildiği düşünülmüyor aksine öğrencilerin etkileşimi ve iletişimiyle geliştiğine inanılıyor.”  

Londra Üniversitesi Akademisinden dilbilimci emekli Prof. Richard Hudson’a göre dil öğretiminde eylem odaklı yöntemlere aşırı derecede ağırlık vermek tehlike oluşturabilir. Richard: “Dil bilgisi çeviri yöntemi oldukça sert bir şekilde eleştiriliyordu. Buna karşılık iletişime odaklanıldığında daha az akademik olan öğrenciler için dilin elverişli hale getirilebileceği düşüncesi vardı ancak sonuçta olan, gramer ve çeviriyi ortadan kaldırmak oldu. Adeta kurunun yanında yaş da yandı. Öğrencileri, dilin kurallarını kendi başlarına öğrenmeleri için yalnız bırakmak hiç de adil değildi. Şimdiyse dili akıcı konuşan bireyler üretmeyi amaçlayan ve gerçekçi durumların çokça üzerinde duran fakat aynı zamanda öğrencilerin dilin aslında nasıl işlediğinin farkına varmalarına önem veren bir öğretime doğru ilerliyoruz.” diyor.  

Peki, dil pedagojisi çerçevesinde farklı fikirlerin birleşimi öğrenme ve öğretmenin sırrı olabilir mi? Michael Erard, Babel No More kitabında birden fazla dilde uzmanlığı olan kişileri (birden çok dil bilen konuşmacıları) işledi ve onların çeşitli yöntemler denediklerinden bahsetti. “İster iletişimde ister tercümede hedefe ulaşmak için bir karışım kullanıyorlar.” diyor Michael ve ekliyor: “Onları aynı noktada buluşturan nasıl öğreneceklerini kavramaları oldu ve dahası her biri en iyi nasıl öğrendiklerini keşfetti. Kopyalayabileceğimiz tek tip bir yöntem veya bir sır yok.”  

12 dil konuşarak birden fazla dilde uzmanlığı olan Luca Lampariello: “En iyi yöntem, en sevdiğiniz yöntemdir. Diller öğretilemez, sadece öğrenilebilir. En iyi yol, derhâl öğrencilerinize kendi öğrenme süreçlerinden sorumlu olduklarını söylemektir çünkü öğretmen onları sadece motive etmekle yükümlü olan bir rehberdir.”  

Bir başka dil uzmanı olan 36 yaşındaki Richard Simcott İngiltere’de en çok dil bilen insanlardan biri: 30’dan fazla dil biliyor ve bunların yaklaşık 20’sini etkin iletişiminde kullanabiliyor. “Dillere olan ilgim çok küçük yaşta başladı.” diyor Richard ve ekliyor: “İşime yarayacak bir dil için bir kitap ve yanı sıra televizyon, DVD, müzik ve internet siteleri gibi ilgimi çeken ek materyaller bulmaya hevesliydim. Birçok öğrenci, aradaki ilişkiyi görmekte zorlanıyor bu yüzden bunu kesinlikle sınıflarımızda uygulamalıyız. Farklı ülkelerdeki dil sınıflarının, çocuklara dili konuşmanın gerçekliğini göstermek için birleştikleri tasarılar planlandığını görmekten çok memnun olurum.”  

Öte yandan konu yabancı dil öğrenimine geldiğinde İngilizlerin tembellikleriyle ün salmış olmalarına rağmen sorun, kısmen çocuklara verilen dil eğitimi saatlerinde yatıyor. Prof. Hudson: “Diğer Avrupa ülkelerinde dil öğretimine ayrılan saatin yalnızca yarısını veriyoruz.” diyor. 

2011’de Avrupa Komisyonunun yayınladığı raporda her ülkede öğretilen dil sayısının gösterildiği listede İngiltere son sıraya kondu. Yabancı dil öğretiminin 7 yaşında başlatılacağı yönündeki ulusal müfredat reformunun gelecek yıl sunulması bu durumun değişmesine yardımcı olabilir fakat rakamsal veriler İngiltere’nin diğer Avrupa ülkelerine yetişebilmesi için daha çok yolunun olduğunu kanıtlıyor. 

Avrupa’daki öğrenciler dil öğrenmeye ortalama 6 ile 9 yaşları arasında başlıyor hatta bazıları daha erken bile başlayabiliyor. Belçika’da öğrenim okul öncesi eğitimde 3 yaşında başlıyor ve 18 yaşına kadar zorunlu kılınıyor. İspanya, İtalya ve Norveç’teki öğrenciler içinse dil sınıfları 6 yaşında başlıyor. Bunun yanı sıra Lüksemburg’da öğrenciler bazı eğitim modellerinde ortaöğretimde en az dört dil öğrenmek zorundalar. 

Christelle Bernard, Avrupa’daki dil öğretim yöntemleri çoğunlukla hâlâ gramer odaklıyken öğrencileri motive etmeye yarayan şeyin öğrendikleri dillerin ileriki yaşamlarında işlerine yarayacağını bilmeleri olduğunu belirtiyor ve ekliyor:“Dillerin mesleki taraflarını ele almazsak İngiliz öğrencilere çok da amacına uygun görünmeyecek.” 

Dil pedagojisindeki bütün bu yenilikler olmasaydı İngiltere’deki yabancı dil öğretimi nihayetinde öğrencilerin ana dillerini anlamadaki eksiklikleri yüzünden aksayabilirdi. Alex Rawlings şunun altını çiziyor: “Birçok Avrupa ülkesinde kendi dillerinin yapısı ve grameri üzerine çalışmak için çok fazla zaman harcıyorlar ve buna çok genç yaşta başlıyorlar. Bu sebeple sıra yabancı dil öğrenmeye geldiğinde terimlerin ve nasıl kullanıldıklarının farkında oluyorlar.” 

Prof. Hudson: “Yabancı dillerdeki iletişim ve eylem odaklı müfredatlara yönelim, öğretmenlerin gramerden bahsedememeleri nedeniyle başladı çünkü İngilizce derslerinde onun öğretilmesi durdurulmuştu oysa iki mevzu da birbiriyle sıkı bir şekilde bağlantılı.” 

 Martin Williams 

[Toplam:6    Ortalama:4.8/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin