Eğitim Olmadan Asla! – Melik Fırat İLHAN

0
368
eğitim

Eğitim ve teknolojiye büyük kaynaklar ayırmadan, birinci sınıf kadrolar yetiştirmeden asla birinci sınıf ülke olamayız.

Napolyon orduları tarafından yerle bir edilen Prusya, Fransa’ya öyle bir tazminat ödemeye mahkum edilmişti ki tarih böylesine onur kırıcı tazminatı çok az görmüştü. Prusyalılar evlerindeki çay kaşıklarını bile Fransızlara tazminat olarak ödemek zorunda kalmışlardı. Bu onur kırıcı durumdan çıkmanın yolunun eğitimden geçtiğini fark eden Prusya Kralı, Wilhem Von Humbolt’u olağanüstü yetkilere ilk, orta ve yüksek öğretimi düzenlemekle görevlendirilmişti. Wilhem Von Humbolt’un müthiş çalışmaları kısa sürede etkilerini göstermiş, onun kurduğu sistemle çalışan ve yetişen bilim adamları çok kısa bir sürede ülkelerini birinci sınıf ülke haline getirmişlerdi.

Birinci Dünya Savaşı’nın perişan Almanya’sı iyi yetişmiş kadroları sayesinde yirmi yıl gibi kısa bir sürede tekrar ayağa kalkmıştı. Almanya İkinci Dünya Savaşı hezimetinden çıkmanın yolunu da yine eğitime büyük kaynak aktarıp ileri teknoloji geliştirmekte bulmuş, Nazi Almanya’sından kaçan bilim adamlarını büyük imkanlarla ülkeye geri döndürmüş ve yine çok kısa bir sürede dünyanın büyük devletleri arasındaki yerini almıştır.

Amerika Birleşik Devletleri’nin süper güç olmasının ve rakipleri ile arayı bir hayli açmasının en önemli sebebi eğitim ve ileri teknoloji çalışmalarına milyarca dolarlık yatırımlar yapmasıdır. Ekonomik darboğazları eğitim ve ileri teknoloji ile aşan ABD’nin dünyanın en iyi üniversitelerine  sahip olması ve bu üniversitelerin de üretime dönük ileri teknolojik ürünleri geliştirmeleri tesadüf değildir.

Japonya ve İtalya’nın da İkinci Dünya Savaşı’nın ağır hezimetinden eğitim ve teknoloji sistemlerine yaptıkları büyük yatırımlar sayesinde kurtuldukları bilinen bir gerçektir. İtalya’nın  İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yapacak işleri olmamasına rağmen sadece alanlarıyla ilgili literatürü takip etmeleri için on beş yıl boyunca mühendislerine maaş ödemiş olması çok anlamlıdır. Bu ülkelerin de geldikleri noktada teknoloji üretiminin payı çok üst düzeydir.

Rusya’nın Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nın ağır tahribatını, komünist sistemin çökmesinin derin etkilerini kısa zaman dilimlerinde aşmış olması da  tesadüf değildir. Toplumsal hafızamızın zayıflığından eskiyi hatırlamayabiliriz ancak son on yıl içinde, dağılan Sovyet İmparatorluğu’nun yaralarını iyi eğitimli insanlarıyla sardıklarını ve atağa geçtiklerini gözlemliyoruz.

Eğitimi  kıyafet, bina, imam-hatip, lise ve üniversite giriş sınavları vb. konular ekseninde tartışmak ülkemize yapılacak büyük kötülüktür.

İnsanlığın en büyük imparatorluklarından olan Osmanlı’nın Kanuni’den sonra;

  • bilime ve eğitime yeteri kadar kaynak ayırmadığı,
  • dünyadaki gelişmeleri takip edip kendini yenileyemediği,
  • fırsatları değerlendirecek, ülkeyi ileri taşıyacak, dünyayı yakından takip edecek donanımda kadrolar yetiştiremediği için birçok savaştan hezimetle ayrıldığını yıllardır  ders kitaplarımızda yazıyor, bıkmadan hatta dövünerek anlatıyor, sorumluları lanetliyor, üzülüp kahroluyor ama yine bir şey yapmadan yerimizde oturuyoruz. Kahreden ve lanetleyenler olarak kalırsak yakın bir zamanda kahredilen ve lanetlenenler olacağımızın da doğrusu farkına varamıyoruz!

Ülkemizin şu an içine düştüğü durum, battığı borç sarmalı, uluslararası arenadaki yalnızlığı; Prusya’nın ezilmişliği, İkinci Dünya Savaşı’nı yaşamış Almanya, İtalya, Japonya’nın çöküntüleri, Osmanlının hezimetleri kadar dehşet vericidir. Toplam dış borcumuz 500 milyar ABD dolarına yaklaşmıştır. Bütçemizin büyük kısmı borçların sadece faiz ödemelerine gitmektedir. İşsizlik çok tehlikeli boyutlara ulaşmış, halkımızın yarıdan fazlası yoksulluk sınırında ve bu sınırın altında yaşamaktadır. En büyük felaket de en önemli sermayemiz olduğunu her yerde söylediğimiz gençlerimizin, geleceklerini yurt dışında aramalarıdır.

Bu kahredici durumdan kurtulmanın tek yolu ülkemizde derhal eğitim ve teknoloji seferberliği başlatmak ve ülkeyi şahlandıracak birinci sınıf kadrolar yetiştirmektir. Bütün batık devletlerin eğitime büyük kaynaklar ayırarak zenginleştikleri ve zengin kalmak için insanlarının eğitimlerine büyük önem verdikleri tartışılmaz gerçeklerdir. Eğitim zenginleştikten sonra değil asıl zenginleşmek ve zenginleştirmek (maddi-manevi) için yapılan insani bir eylemdir.

Ülkemizde son yıllarda eğitime devlet ve özel sektör eliyle büyük yatırımlar yapılmaktadır ancak bu yatırımların niteliği düşük niceliği yüksektir. Okul binası yaptırmak, her ile üniversite açmak eğitim yatırımının sadece bir kısmıdır. Önemli olan öğretmen, bilim insanı yetiştirmek; tam donanımlı bilim merkezleri açmak ve bunlar sayesinde katma değer yaratacak yüksek teknoloji üretmektir.

Hemen her yıl müfredat programı değiştirmek, doğru dürüst bilimsel bir sistem oluşturamamak; müfredatı ve sistemi uygulayacak öğretmen yetiştirememek en hayati meselemizdir. Siyasi partilerimizin bu konulardaki öneri ve heyecanları maalesef oldukça zayıftır.

Ülkemizi idare edenler şu sorunları niçin pek  tartışmazlar:

  1. Ülkemizde ileri teknoloji üreten kaç araştırma merkezimiz vardır? Ülkemizin acil teknolojik ihtiyaçları nelerdir ve bu merkezlerin ürettiği teknoloji ülkemizin ihtiyacını karşılayabilir mi?
  2. Dünyadaki teknolojik gelişmeleri ne kadar takip edebiliyoruz?
  3. Teknoloji üretiminde dünyanın neresindeyiz? Kaç araştırmacımız var, bunların çalışma şartları nelerdir? Üretime dönük buluş yapmaları için araştırmacılarımızı nasıl motive edebiliriz?
  4. Bilişim, nanoteknoloji, genetikteki devrimlere hazır mıyız? Bu alanlarda öncü olmak için neler yapmalıyız?
  5. Üniversitelerimizin araştırma laboratuvarları, kütüphaneleri ne durumdadır? Bilim ve teknoloji üretmeleri için üniversitelerimize ne kadar ve nasıl kaynak sağlayabiliriz?
  6. Hızla artan nüfusumuzun  eğitimi için kaç akademisyene, hangi alandan kaç öğretmene; kaç üniversiteye, enstitüye, liseye, ilk öğretim ve ana okuluna ihtiyacımız vardır? Bunları nasıl ve ne zaman temin edebiliriz?
  7. Sanayideki ara eleman ( teknisyen ) ihtiyacımız hangi alanda kaç kişidir? Mesleki eğitim öldüğü için ara eleman ihtiyacını karşılayamıyoruz, diyenlerin ihtiyacı tespit içi herhangi bir çalışmaları var mıdır?
  8. Liselerin öğretim programlarını, kalitelerini tartışmak yerine türlerini tartışmak ne kadar doğrudur?
  9. Öğretim kadroları (öğretmen ve akademisyen) yetiştirmeden, bunların yetişmeleri için gerektiği gibi çalışmamadan, eğitimcilerimizin itibarlarını yükseltmeden eğitimde devrim veya reform yapmak nasıl mümkün olacaktır?
  10. Dünyanın en gelişmiş ülkeleri, yabancı öğrencilerden ciddi gelirler sağlarken biz niçin bu konuda gerekli çalışmaları yapmıyoruz?
  11. Yeterince spor yapmadıkları için kalp krizi tehlikesinde, nitelikli müzik dinlemedikleri için ruh sağlıkları tehlikede olan milyonlarca vatandaşımız varken ilk ve orta öğretimde spor, müzik gibi dersleri niçin en önemsiz dersler sınıfına koyuyoruz?
  12. Yabancı dil öğretememedeki perişanlığımıza nasıl son vereceğiz?
  13. Okullarımızda bilgisayar eğitimini en ileri seviyede nasıl verebiliriz?
  14. Ülkemizdeki liselerde fen derslerinin kaçta kaçı laboratuvarlarda yapılıyor?
  15. Ülkemizin en zeki çocuklarını sınavla tespit edip yerleştirdiğimiz fen ve Anadolu liselerinin öğretmenlerini niçin ciddi bilimsel sınavlara sokmadan tayin ediyoruz?

Bu sorulara ekleyecek onlarca çok önemli soru vardır. Bu sorulara yetkili makamlardan tatmin edici cevaplar alamayacağımızı da biliyoruz ancak şunu da çok iyi biliyoruz ki böyle sorulara dolu dolu cevaplar veremeden ve bu konularda özgün projeler geliştirmeden sorunlarımızı çözüp gelişmiş ülke olamayız. En önemlisi de dünya yeni ileri teknolojik devrimleri yaşarken ve bu alanlarda dünya çapında akademisyenlerimiz hatta öncü bilim adamlarımız varken onların tecrübelerinden yararlanarak ileri teknoloji ürünlerini üretmeyi tartışmalıyız.

Teknoloji ve bilim üreten Tükiye’yi yaratmamız gerekmektedir. Böyle konularda hükümetlerimiz, siyasi partilerimiz, bürokratlarımız, iş insanlarımızın hassas olmaları; bu alanlarda yatırım yapmaktan büyük heyecan duymaları, geleceğinden umutsuz gençliğimize büyük bir öz güven verecektir. Zaten bu yolu denemekten başka bir seçeneğimiz de kalmamıştır. Bu yolun kullanılmaması da Türk milletine yapılacak en büyük kötülük olacaktır.

M. Fırat İLHAN

 

[Toplam:1    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin