Eğitim ve Sinema – Alin TAŞÇIYAN

0
161
kültür-ve-sinema

Oradaki her şey her zaman daha doğru ve iyi görünmese de bir kaçış vaat eder en azından. Özenilecek çok şeye sahiptir güzel ve ünlü kahramanları. Daha cesur, daha tutkulu, daha mücadelecidirler gerçek insanlara oranla.

Gayriresmi eğitim, çoğu zaman resmi eğitimi bastırır. Bir okul disiplini içinde yer verilmeyen, siyasetten modaya, cinsellikten yakın tarihe varıncaya kadar hayata ve aktüaliteye dair bilgiler gayriresmi kanallardan öğrenilir. Bu gayriresmi kanallar arasında en yaygın olanı değilse de popülaritesi ve ışıltısı nedeniyle en etkili olanı sinemadır. Gayriresmi eğitim aracı olarak sinemadan söz ederken sınırları net bir şekilde ortaya koymamız gerek. Yedinci sanat diye tanımlanan önemli ve iyi yapıtlardır konumuz. Piyasayı silip süpüren yüzlerce ticari yapım değil. Sinemanın bu gücünden öğrencilerin olabildiğince yararlanmasını sağlamak resmi eğitim kurumlarının lehine olacaktır kuşkusuz.

Sinemanın etkisi küçümsenecek gibi değil. Kurmaca filmler kendi gerçeklikleri ve dünyalarını inşa edip modeller yaratır. Karakterleri de rol modeli olur. Bu yüzden sinemanın ABD ve SSCB’de bir numaralı propaganda aracı olarak kullanılması, Nazilerin Franco egemenliğindeki İspanya ile işbirliği de yaparak propaganda filmlerine ağırlık vermesi, Çin ve İran gibi idam cezasını hala yargının önemli bir yaptırımı olan görece kapalı rejimlerde sinema ve video filmlerine katı bir sansürün yaygın biçimde uygulanması rastlantı değildir.

Resmi eğitimin -ister katı olsun olsun ister hoşgörülü-disiplini, sınav sistemi, sınıf geçme vb. koşulları, rutini doğal olarak öğrencileri katlanılması gereken bir zorunluluk içine sokar. İtaat etme ve başarılı olma / olamama sıkıntısından öğrenmenin keyfini yaşayamaz öğrenciler.

Okul ve eğitim hayata gerçek bir hazırlık değilmiş de katlanılması gereken bir uzun süreç olarak görünür o yaşta. İnsan doğası gereği özellikle gençler kendilerine dayatılan doğrulara (sonradan kabullenip benimseyecek de olsalar) tepki gösterir. Bilgileri birkaç sınavlık geçici kullanım içinmiş gibi ezberleyip unutacağını sanır. Öğrenilenler bir daha hayatta hiç kullanılmayacakmış gibi gelir öğrencilere… En demokratik olma iddiasındaki ülkelerde bile resmi tarih ve resmi ideoloji dayatmaları da özgür iradeyle çelişir.

Öte yanda ise cazip bir dünya uzanır önlerinde: Görkemli-ışıltılı, isyankar-öfkeli, komik-eğlenceli, özgür-yaratıcı…

Oradaki her şey her zaman daha doğru ve iyi görünmese de bir kaçış vaat eder en azından. Özenilecek çok şeye sahiptir güzel ve ünlü kahramanları. Daha cesur, daha tutkulu, daha mücadelecidirler gerçek insanlara oranla. Film kahramanları düş kurdururlar izleyene, daha yaratıcı ve daha atılgan olmaya, daha çok şey talep etmeye ve daha fazlasını istemeye yönlendirirler insanı. Filmler, başka alemler, başka boyutlar açar insanın önünde. Bazende korumacı aile ve okulun saklamaya çalıştığı hayat gerçeklerini, savaşı ve yoksulluğu, devlet baskısı ve terörizmi, hapishaneleri ve akıl hastanelerini, eşcinsel davranışların doğallığını ve ırk ayrımcılığının haksızlığını gösterir. Nasıl giyinileceğini, davranılacağını, öpüşüleceğini, ne satın alınacağını, yeneceğini, nerede yaşanacağını sinema öğretir. Gerçek hayatta değilse de düşlerde!

Yetişkin olmayanlar için bazen karmaşık ve doğru ile yanlışın ayırt edilemeyeceği muğlak bir özentidir sinema. Bazen fazla hırslı ve gözü yüksekte bireyler olmaya itebilir. Bazen de resmiyet bayrağına sarılıp kendisini doğru olarak empoze eden yanlışlara karşı çıkıp kendi kişiliğini bulmanın yollarını açar. Sinema elbette “tek araç” değildir; ama insanın gözlerinin önünde canlandıramayacağı, düşleyemeyeceği, planlayamayacağı her şeyi en ince ayrıntısına kadar tasarlayıp olmuş bitmiş haliyle karşısına çıkarır. Direnç kalelerini yıkar. Ayrıca bir sanat yapıtı olduğu için kendini kabul ettirmek için uğraşmaz; çünkü resmi eğitimdekinin aksine cevaplar verip mutlak doğrular olduğunu iddia etmez. Tersine edinilmiş bilgileri sorgulatır. Daha çok kuşku uyandırır ki daha çok soru sordursun. Öğren, kabullen, benimse, sınavda cevabı vermezsen sınıf geçemezsin mantığının tam terisini savunur.

Sinemanın bu nitelikleri öğrencilere aktarılıp doğru film seçmeleri, bir filmin nasıl okunacağı da öğretilirse onların sinemadan azami yararlanmaları sağlanır. Teknoloji bu kadar ilerlemişken okullarda eğitime destek olması için yardımcı kitaplar gibi yardımcı filmler listesi çıkarılması işten bile değil. Kuru kuru 2. Dünya Savaşı anlatmanın (ki henüz anlatılmıyor) yanında Jean Renoir’ın “Büyük Aldanış” ı, Andrzej Wajda’nın “Kanal”ı, Andrei Tarkovsky’nin “İvan’ın Çocukluğu” ya da David Lean’in “Kwai Köprüsü”nü gösterime sunmak öğrencilerin tarihe elbette bambaşka bir gözle bakmalarını sağlar. Edebiyat uyarlamaları, biyografik filmler, sinema tarihinin önemli klasikleri öğrencilerin önüne farklı seçenekler sunar. “Anna Karenina” okurken bir gencin ağlayıp duygulanmasını bekleyemeyiz;  ama onun uyarlaması yetişkinler kadar gençlere de gözyaşı döktürecektir. “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesi uyarlaması Tolkien’ın kitabını normal koşullar altında okumaya “üşenecek” yüz binlerce genci zorlu bir okuma serüvenine girip fantastik edebiyatın tadını almalarını sağladı. Okullara hiç girmeyen ama zihinsel gelişmeye olumlu etkisi yadsınamayacak bilim kurgu yapıtlarını okutan filmlerin başında ” Yıldız Savaşları” dizisi geliyor. Belgeseller ise görsel algının daha yüksek olması avantajını kullanarak özellikle bilimsel ve sosyal konularda öğrencileri bilinçlendirmek için ders kitaplarından çok daha uygun birer araç olarak karşımıza çıkıyor.

Resmi eğitimin rejimlere ve iktidarların siyasi eğilimlerine göre değişim gösteren kaypak ve tartışmalı yapısı yanında kuşkusuz sinemanın iyi, doğru ve güzel filmlerinin vereceği gayriresmi eğitime de ihtiyacımız var.

Alin TAŞÇIYAN

Sinema Eleştirmeni

[Toplam:0    Ortalama:0/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin