Erkekler Neden Ağlamasın Ki !

0
179
erkekler ağlamaz

“Erkekler ağlamaz” düşüncesinin, toplumda erkeklikle ilgili köklü bir ön kabulü vardır. Bir cenazede birkaç damla yaş gözlerinden süzülse bile onlardan bir an önce toparlanmaları beklenir.

Öte yandan hıçkırarak ağlamak ise kadınlar için bir hak olarak görülür. Bu sadece bir sosyal beklenti değildir. Bir araştırmaya göre kadınlar, ortalama olarak erkeklerden iki kat uzunlukta ve beş kat fazla ağlıyorlar.

Erkeklerin ağlamama konusundaki tabuları, aslında modernleşmenin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Tarih boyunca erkekler sıklıkla ağladı ama bu, kadınsı ve utanç verici bir davranış olarak kabul edildiğinden kimse onları görmedi, onların görünmeleri engellendi. Örneğin Orta Çağ’da bir elçi, Philip The Good`u duysa gözyaşlarına boğulurdu ve dinleyicilerin hepsi kendilerini aynı anda yerden yere atmaya başlardı. Büyükelçiyi dinledikleri süre boyunca feryat figan ederlerdi.

Orta Çağ romantizminde de askerler, kız arkadaşlarına olan özlemlerinden içli içli ağlardı. Chrétien de Troyes`in Lancelot’unda veya The Knight of the Cart’ında herhangi bir kahramandan geri kalır yanı olmayan Lancelot, Guinevere ile ayrılınca yine gözyaşlarına boğulur. Başka bir bölümde ise Lancelot, mahkûmiyeti yüzünden turnavaya katılamayacağı kaygısıyla bir kadının omzunda ağlamaya başlar. Dahası kadın, adamın bu davranışından rahatsız olmak yerine ona yardım etmek için harekete geçer. Bu hikâyelerin hiçbirinde erkeklerin gözyaşlarını saklama çabasından bahsedilmemiştir. Kimse gözüne bir şey kaçmış gibi yapmaz veya odayı terk etmek için bir bahane üretmez. Tam tersine onlar, başları dik bir şekilde kalabılığın ortasında ağlayabildiler. Hiçbir konuk da onlarla alay etmedi hatta bu davranış biçimi uluslarası alanda saygınlık olarak kabul edildi.

İncil, kralların hislerini serbestçe açığa vuran gözyaşlarının kutsal olduğunu gösteren bir referans noktasıdır. Hatta İncil`deki en ünlü ayetlerden biri “İsa ağladı.”dır. O zaman soru şu olmalı: Erkeklerin gözyaşları nereye gitti? Hiçbir zaman ağlamayı engelleyecek bir hareket yoktu. Kilise veya eyaletin hiçbir lideri bu davranışı aşağılayan bir yargı öne sürmedi fakat romantik dönemde erkeklerin gözyaşları ancak şiirlerde ifadesini buldu. Sonrasında da Ernest Hemingway’in duygularını açığa vurmayan kahramanları ortaya çıktı. Bu karakterler, şiirsel yanlarına rağmen acılarını bufalo avlamak dışında hiçbir şekilde göstermedi.

En yüksek ihtimalle ağlama davranış biçimindeki değişimin nedeni, feodal tarım anlayışından şehirci ve endüstriyel bir yaşama geçiştir. Orta Çağ’da çoğu insan, doğdukları andan itibaren tanıdıkları insanlarla yaşamlarını geçirdi. Ortalama bir köy, iki yüz elli ile üç yüz arasında yerli barındırıyordu ve onların da çoğunun arasında kan veya evlilik bağı vardı. Bu bağın getirdiği yakınlıktan dolayı eğer bir erkek ağlarsa hepsi onunla empati kurabiliyordu. 18. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar nüfus inanılmaz şekilde artmış ve insanlar şehirleşmişti. Artık onlar, tanımadıkları insanlarla birlikte oturuyorlardı. Dahası ekonomideki değişimler erkeklerin fabrika ve ofislerde birbirleriyle çalışmalarını gerektiriyordu. Bu ofislerde birebir sohbet ve herhangi bir duygusal belirti, zaman kaybı olarak görülüyordu. Tom Lutz`un Crying: The Natural and Cultural History of Tears adlı kitabındaki “Yolunda ilerleyen işlere duyguların karışmasını istemezsiniz.” sözleri de bu durumu destekler niteliktedir ama insanlar duygularını saklamak üzere yaratılmamışlardır. Dolayısıyla duygularınızı bastırmanın ruhsal sağlığınıza zararlı olacağına inanmamanızın hiçbir nedeni yok.

1980`lerdeki araştırmaya göre ağlama ile stresten kaynaklı hastalıklar arasında doğrudan bir ilişki vardır. Ağlamak aynı zamanda mutluluk ve sağlıkla bağlantılıdır. Vatandaşları ağlama ve duygularını belli etmeye daha yatkın olan ülkeler daha dışa dönüktür. Gördüğünüz üzere ağlamak, ilgiyi ortaya çıkarma araçlarından biridir. Bu, bir gösteride uygunsuz olabilirken diğer durumlarda yardıma ihtiyacınız olduğunu gösterebilir. Erkeklerin duygularını saklamak üzere tabuların var edilmesi onların aynı zamanda daha çok depresyonla boğuşmalarına neden olmaktadır. Bu da yüksek intihar riski (Erkekler kadınlara oranla intihara 3-4 kat daha eğilimlidir.), alkol ve uyuşturucu bağımlılığı oranlarıyla bağlantılıdır. O zaman erkekler için takındıkları poker yüzlerinden vazgeçip daha çok duygusal kahramanlara, aynı yukarıda bahsedilen karakterlere, benzeme vaktidir. Ortada bir olumsuzluk varken hepimiz, kadın-erkek bir araya gelip sorun çözülene kadar ağlayabilmeliyiz.

Çeviri: DELİ Bilim&Sanat Lise 3. Sınıf Öğrencisi Ilgın SÖZER

[Toplam:2    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin