Tarihçiliğin Referans Noktası : Halil İnalcık

0
225

“Halil İnalcık’ın dünya bilimine katkıları su götürmez. Çabalarının hedefi haline gelmiş konu üzerinde bize sadece tefekkür etmek düşer.” Immanuel Wallerstein

26 Mayıs 1916’da İstanbul’da dünyaya gelen Halil İnalcık, 20. asrın başında Kırım’dan Istanbul’a göçen, kolonya imalatçısı Osman Nuri Bey’in oğludur. Çocukluğu Türk Kurtuluş Savaşı yıllarında geçen İnalcık, 1924 yılında ailesi Ankara’ya yerleşince ilkokula Ankara Gazi ilkokulunda başlar. ilkokulu okuduğu yıllarda Atatürk inkılapları hızlı bir biçimde yapılmaktadır ve kendisi bu inkılapların ilk uygulamalarını yeni Cumhuriyet’in başkentinde yaşar. İlkokuldan sonra Sivas Öğretmen Okuluna yatılı olarak gönderilen İnalcık, 1932 yılında Balıkesir Necatibey Öğretmen Okuluna nakledilir. Halil Inalcık’ın yıllar sonra: “Bir manastırdaymışız gibi bizi sabahın erken saatlerinde kaldırıp çalıştırmaya başlatırlardı.” diye anlattığı bu okuldaki en büyük şansı şüphesiz Aldülbaki Gölpınarlı gibi çok büyük bir isimden edebiyat dersleri almış olmasıdır. 1935 yılında Necatibey Öğretmen Okulundan mezun olan Halil İnalcık’ın önündeki tek seçenek öğretmen olmaktır ancak o yıl Atatürk’ün olağanüstü vizyonu ve çabasıyla kurulan Dil,Tarih ve Coğrafya Fakültesi eğitim-öğretime başlar. Kendisi de bir öğretmen okulu mezunu olan Afet İnan’ın gayretleriyle öğretmen okulu mezunlarının da bu fakülteye kabul edilmeleri kararlaştırılır.

1935 yılında Dil,Tarih ve Coğrafya Fakültesindeki öğrenimine başlayan Halil İnalcık, bu fakülteye başlamadan önce edebiyat veya felsefe okumayı tasarlamaktadır. Okulun henüz başlarında bir süre Sinoloji tahsil etmeyi düşünen İnalcık, Osmanlı Tarihi’nin, tarihimizin en önemli dönemi olduğuna ve Osmanlı arşivlerindeki milyonlarca vesika üzerinde çalışmanın kendisi için yapılabilecek en iyi iş olacağına kanaat edince tarih okumaya karar verir. Halil İnalcık’ın önünde imkanı, aklında bir düşüncesi yokken Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinin açılması ve İnalcık Hoca’nın bu okula başlaması, burada da tarih bilimi okumaya karar vermesi Türk ve dünya tarihçiliğinin şüphesiz büyük bir talihidir.

Halil İnalcık, 1935 yılında başladığı Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinde çok önemli hocalarla karşılaşacaktır: Fuad Köprülü, Şemsettin Günaltay, Muzaffer Göker, Yusuf Hikmet Bayur, Ekrem Akurgal…Bu kadar değerli hocadan ders alan Halil İnalcık üzerinde, Ortaçağ Tarihi dersini aldığı Fuad Köprülü’nün çok büyük tesiri olur ve bu tesirin etkisiyle İnalcık, Fuad Köprülü’yü kendisine meslek yaşamı boyunca örnek alır.

1940 yılında Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nden mezun olan Halil İnalcık, aynı fakültenin Yakınçağ Tarihi Bölümü’nde asistan olarak çalışmaya başlar. Asistan olduktan sonra iki yıl içinde hazırladığı ‘Tanzimat ve Bulgar Meselesi’ isimli teziyle doktor unvanı kazanır. Bir yıl sonra da aynı kürsüde doçentliğe terfi edecektir. İstanbul’daki arşiv belgelerine dayanarak hazırladığı doktora tezini Türk Tarih Kurumu kitap halinde yayınlar. Belgeleri esas alarak hazırlanan bu çalışma büyük ilgi görür, o kadar ki zamanın fakülte dekanı Enver Ziya Karal’ı Bulgar Elçiliğinden bir heyet ziyaret ederek bu çalışmanın Bulgar Tarihi’ne katkılarından dolayı fakülte yönetimine ve Halil İnalcık Hoca’ya şükranlarını sunar. 1952 yılında profesör olan Halil İnalcık kendi metodolojisiyle çalışmalarına devam eder, 1972’de Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesinden emekli olur. Aynı yıl Chicago Üniversitesine ‘University Professor’ unvanıyla davet edilen Halil İnalcık, bu üniversitede on beş doktora öğrencisi yetiştirdikten sonra 1986 yılında ikinci kez emekli olur.

Halil İnalcık, 1953-1993 yılları arasında Princeton, Harvard, Pennsylvania, Columbia, Salt Lake City gibi dünyanın çok önemli üniversitelerinde misafir profesör olarak dersler vermiştir. 1993 yılında Bilkent Üniversitesine tarih bölümü kurmak üzere davet edilen İnalcık, o tarihten beri Bilkent Üniversitesinde lisans üstü ders ve çalışmaları kontrol etmektedir. Bilkent Üniversitesi bir Halil İnalcık Osmanlı Araştırmaları Merkezi (HISOC) kurmuş ve Halil İnalcık, bütün kitaplarını ve belgelerini bu merkeze ve Bilkent Kütüphanesine bağışlamıştır.

Halil İnalcık dünyada tarih bilimi denince akla gelen ilk isimlerden biridir. UNESCO’nun 1950’lerde çıkardığı Dünya Tarihi üzerine yazdığı eleştiriler o kadar etkili olur ki bu eseri başka bilim adamları da eleştirmeye başlar. Bu eleştiriler üzerine UNESCO başkanı eski eseri bırakıp yeni bir eser hazırlanmasına karar verir ve eserin 5. cildinin editörlüğünü Halil İnalcık’la Cambridge Üniversitesi’nden Prof. Peter Burke’ün yapmalarını ister. 1986’da Amerikan Akademisine ve 1993’te British Academy’e üye seçilen Halil İnalcik, ismi ve söyledikleriyle dünya tarihçileri tarafından referans kabul edilen nadir bilim insanlarındandır. Onun bu kadar saygın ve referans alınan bir tarihçi olmasında belgelere ve arşivlere dayalı çok zahmetli bir tarih yazımı geliştirmesi, devletin tarihinden ziyade halkın tarihini incelemesi ve anlatımında mübalağaya yer vermemesinin önemli payı vardır.

Halil İnalcık’ı çok önemli bir tarihçi yapan özelliklerin başında tarihe birçok disiplinin penceresinden bakmasma imkan veren entelektüel birikimi, tarih disiplinine şekil veren metodolojisi ve öncü olma cesareti gelmektedir. Osmanlı tarihçiliğinin otoritesi kabul edilen Halil İnalcık, tarih biliminin en önemli duayeniydi. İnalcık’ın duayenliği Hilmi Yavuz’un dediği gibi ‘ duayen kelimesinin ima ettiği niceliksel anlamdan öte görkemli ve göz alıcı entelektüel birikimin niteliğiyle ilgilidir.’

20. yüzyıl sona ererken Cambridge Uluslararası Biyografi Merkezi tarafından dünyanın en önemli 2000 bilim insanı arasında gösterilen Halil İnalcık’ ın eserleri bugün dünya üniversitelerinde en çok okutulan kaynak ve ders kitapları arasındadır. İnalcık Hoca’nın 1973’te İngilizce yazdığı ‘The Ottoman Empire: The Classical Age’ adlı eseri dünya üniversiteleri tarafından standart bir ders kitabı olarak kabul edilmiş, İngilizce dört kez basılmış, yedi Balkan diline ve Arapçaya çevrilmiştir. Bu eserin Türkçeye 2004 yılında çevrilmiş olması da manidardır. Hoca’nın dört uzmanla birlikte hazırladığı ve Cambridge University Press tarafından yayınlanan ‘An Economic and Social History of Ottoman Empire’ adlı eser de yine Osmanlı Tarihi üzerine yazılmış ve dünyanın en önemli üniversitelerinde ders kitabı olarak okutulan çok önemli bir eserdir.

İnalcık Hoca’nın şimdiye dek yazdığı on yedi kitap, yurt içi ve yurt dışı dergilerde, ansiklopedilerde yayınladığı üç yüz civarında makalesi sosyal bilimciler ve tarihle ilgilenen herkes için hazine değerindedir. Doğu-Batı Yayınları tarafından çıkardığı ‘Şair ve Patron’ adlı eseri Türk edebiyatının (özellikle Divan edebiyatı) sosyolojik tahliline dönük çok önemli bir çalışma olmasına rağmen Türkiye’deki edebiyat bilimcilerinin maalesef fazla ilgisini çekmemiştir. Halbuki bu eserdeki görüşler tıkanan Divan edebiyatı çalışmaları için yeni bir yol açabilirdi (Halen de açabilir).

Yeni kuşak tarihçilerin Akdeniz, Osmanlı ve Balkan tarihleri üzerindeki birçok yanlışın düzeltilmesini borçlu oldukları Halil İnalcık’ın kitap ve makaleleri kadar değerli diğer eserleri de öğrencileridir. Bugün hepsi çok önemli akademisyen olan İlber Ortaylı, Elizabeth Zachariadou, Cemal Kafadar, Suraia Faroqhi,

Gilles Veinstein, Özer Ergenç, Halil Berktay ve daha birçok isim Halil İnalcık Hoca’nın bilgisini insanlarla paylaşmadaki cömertliğinin, insanlığa ve Türk tarihine hizmet etmedeki üstün gayretinin ve büyüklüğünün bir başka kanıtıdır.

Olağanüstü bir bilim insanı ve entelektüel olan Halil İnalcık İngilizce, Almanca, Fransızca başta olmak üzere Arapça, Farsça ve İtalyanca bilirdi. Halil İnalcık Hocamız çalışmalarından ötürü bu zamana dek Rockefeller Vakfı, ODTÜ Mustafa Parlar Vakfı, Sedat Simavi Vakfı, Türk Tanıtma Vakfı ve Dış işleri Bakanlığından Yüksek Hizmet Ödülü almış; kendisine Boğaziçi, Uludağ, Selçuk, Atina, Kudüs İbrani ve Bükreş üniversiteleri tarafından fahri doktora payeleri verilmiştir. Büyük sıkıntılar ve imkansızlıklar içinde ülkemizde Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi gibi bir kurumun kurulması ve oradan Halil İnalcık gibi çok büyük bir bilim insanının yetişmesi Türk eğitim sistemi adına büyük şereftir.

Ömrünün sonuna kadar Bilkent Üniversitesinde çalışan, genç bir bilim adamının heyacanıyla yazmaya ve öğrenci yetiştirmeye devam eden Hocamız yakın zamanda dünyamızdan ayrıldı, Hakk’ın rahmetine kavuştu. Eserleriyle kıyamete kadar var olacağına inancımız tam.

[Toplam:1    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin