Klasik Türk-İslam Sanatları Eğitimi – Can Onat ATIŞ

0
395
sanat-egitim

Son yıllarda toplumsal hayatımızı “muhafazakârlık” tartışması çok derinden etkilemiştir. Siyaset sahasının önderliğinde ortaya çıkan bu tartışma, neyin “muhafazakâr yapıya” uyup uymadığı ekseninde gelişmiş ve çok ses getirmiştir fakat bu yazıda meseleyi daha farklı bir açıdan ele almak istiyoruz. Siyaset kurumunun tanımladığı ve günlük tartışmaların boğduğu muhafazakârlık tanımının kökünde klasik olanı muhafaza etmek ve talancı, köksüz bir değişimi reddetmek vardır. Muhafazakâr yapının tecelli ettiği ve etmesi gereken en önemli ve geniş alanlardan biri de sanat alanıdır. Bu yazımızda sanat-eğitim ilişkisinin ve klasik Türk-İslam sanatları eğitiminin üzerinde duracağız.

Klasik sanatlarımız asırlar öncesine kadar uzanan ve köklü gelenekleriyle var olan sanat dallarıdır. Sadece İslam sonrası dönemden değil, İslam öncesi dönemden de zevk, dokunuş ve temalar taşır. “Klasik sanatlar” kategorisinin içine hangi sanat dallarının gireceğinin kesin sınırların belirlenmesi zordur. Hat, tezhip, katı, ebru ve minyatür gibi meşgalelerin klasik sanat olma vasfını taşıdığını büyük çoğunluk kabul etmektedir. Bunlar haricinde günlük hayatımızın çok daha içerisinde olan fakat zanaat özellikleri ağır basan cilt, mahya, kakmacılık, kündekâri, çini ve kumaş işleri gibi ince zevk ürünleri de klasik kültürün birer parçasıdır.

sanat

Klasik sanatların icrası her şeyden önce yetenek ve sabır işidir fakat gerekli yeteneği ve sabrı kendine bulamayanlar için de bu sanatları tanımak ve hayatı zenginleştirecek şekilde zevk almak çok önemlidir. Mevcut müfredatın belirli kısımlarında Türklerin medeniyet alanında geri kalmadığını belirtmek için birer dekor işlevi gören klasik sanatlarımızın yeni nesillerin zihin dünyalarına tanıtılması elzemdir ve bu iş ilkokuldan itibaren başlamalıdır. Klasik sanatlarımızın tanıtımı sadece bunlar hakkında bilgi vermek ve seçkin örneklerini kitaplara basmak değildir. Türk-İslam sanatlarının Orta Asya’dan Akdeniz havzasına oradan Avrupa’ya kadar geniş bir bağlamda nereye oturduğunu ve diğer medeniyetlerle ilişkisini de anlatabilmektir. Gerekli teorik bilgiyi verdikten sonra, ülke çapında sayıları gittikçe artan ancak niteliği hala çok yetersiz klasik sanat merkezleri, özel kurslar ve belediye kurslarında bu sanatların uygulamalarının bizzat gösterilmesi, sanatın insan ruhuna etkisini, istediği sabır ve yeteneği genç dimağlara kazımak bakımından isabetli olacaktır.

Eğitimin alt kademelerinde amaç; klasik sanatları sevdirmek, tanıtmak ve gençleri sanatçı olma hevesine yönlendirmek olmalıdır. Peki, bu hevesin profesyonelleşeceği ve teorik-pratik bütün yönleriyle kazanılacağı yükseköğretim kademesinde klasik sanatların durumu nedir? Bu husus eğitimin ve hayatın diğer bütün kademelerini ilgilendireceği için klasik sanatların akademideki yerine daha detaylı bakmak gerekmektedir.

Klasik sanatlarımız sanat tarihi ve fen-edebiyat fakültesindeki kimi bölümlerde araştırma konusu olarak ele alınıyor. Son yıllarda klasik sanatlar ve patronaj, klasik sanatların eski Türk hayatındaki yeri ve Avrupa ile klasik sanatların etkileşimi konularında pek çok akademik eser üretildi peki ama işin pratik boyutu ne durumda?

Son yıllarda geleneksel kültüre artan ilgi beraberinde pek çok imkân getirdi. Maddi destekten tutun da tanıtıma kadar, içinde geleneksel kültürle alakalı az veya çok, hakiki veya uydurma bir şeyler geçen bütün etkinlikler ve projeler desteklendi. Klasik kültür eserleri hakkında özellikle İstanbul Belediyesi pek çok müze kurdu. Sergiler ve tanıtımlar pek çok şehirde artarak devam ediyor fakat bu çabalar yeterli mi? Klasik sanat eserleri sergilemek, müze çatısı altında derlemek veya televizyonlarda sanatçıları ağırlamak klasik sanatlarımızın nesiller boyunca devam etmesini temin edecek mi? Şüphesiz klasik sanatlarımızın temelinde usta-çırak ilişkisine ve icazet-el vermeye dayanan bir sistem yatmaktadır ancak modern dünyanın beraberinde getirdiği ihtiyaçlar öğrencinin hocasının ayağına giderek bu eğitimi talep etmesini imkânsız hale getirmiştir. Buna bağlı olarak icazet sistemine alternatif ve destekleyici; sağlam ve güvenilir bir yeterlilik sistemi halen geliştirilememiştir. Bu sistem de en verimli ve geniş şekilde akademinin, üniversitelerin çatısı altında gelişebilir. Klasik sanatlar eğitimi Türkiye’de yükseköğretim düzeyinde sadece Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesinde verilmektedir fakat Mimar Sinan Üniversitesindeki bu bölüme daha pek çok sanat dalı eklenmelidir.

Klasik sanatlar eğitiminin Türkiye’de kendini muhafazakâr olarak adlandıran ve geleneksel değerlere sahip çıkmaya hazır olduklarını her fırsatta beyan eden iş insanlarının kurduğu vakıf üniversitelerimizce verilmemesi en hafif tabiriyle büyük bir ayıptır. Ayrıca muhafazakâr değerleri temel aldıklarını söyleyen iktidarların getirdiği eğitim politikalarının neticesinde klasik sanatlar eğitiminin bugüne kadar yalnız bir devlet üniversitesinde verilmesi, ortaöğretim müfredatına girmemesi de yine büyük bir ihmalin ürünüdür.

Klasik sanat eğitiminin üniversite bünyesinde verilmesinin, bu sanatlarımızı teorik boyutta inceleyen fen-edebiyat ve beşeri bilimler fakültelerine pratik destek sağlamak, diğer bölümlerde okuyan öğrencilerin ilgilerini klasik sanatlara yöneltmek, yetenekli olanları eğitmek ve disiplinler arası çalışmayı teşvik etmek gibi pek çok faydası olacağını düşünüyoruz. Kendilerini bu sanatlara adayacak öğrencilerin yükseköğrenim kaygılarını ortadan kaldırma ve onları akademinin verimli ortamıyla tanıştırma yine ancak klasik sanatları üniversiteler bünyesine taşıyarak gerçekleşebilir. Bu sanatların üstat ve hocaları da yine çok daha geniş öğrenci havuzuna ulaşarak ve üniversitelerin maddi manevi imkânlarından yaralanarak daha etkili öğretim verme imkân ve zevkine kavuşacaklardır.

Yazımızı bitirirken klasik sanat eğitimi konusunda Japonya ve Çin örneklerini verebiliriz. Her ne kadar bu ülkeler Batı sanatlarının hâkimiyetini ve klasik sanatları üzerindeki birtakım ideolojik baskıları kırmakta zorlansalar da eğitimin her safhasında klasik sanatlara olan ilgiyi canlı tutmak için çeşitli önlemler almışlardır. Japonya’da Meiji Restorasyonu ile sanat okulları açılmakla kalmamış sanat eğitiminin temelini teşkil eden çizim ve perspektif derslerine de ağırlık verilmiştir. Çin ise klasik sanatlar konusunda Tayvan (resmi adıyla Çin Cumhuriyeti) ile büyük bir rekabet içerisinde olmanın verdiği enerji ile konservasyon, klasik sanat eğitimi ve sanat teorisi alanlarında, aşırı nüfusuna rağmen, kendini geliştirmeye ve Çin sanatlarının bayraktarlığını Tayvan’a kaptırmamaya çalışmaktadır. Bugün Pekin Üniversitesi çok geniş bir klasik sanatlar eğitimi kadrosuna sahiptir.

Ülkemizin de klasik sanatlarını sözde değil icraatta yaygınlaştırmasını ve ilerletmesini temenni ediyoruz. Klasik sanatlar tarihten süzülerek gelmiş son derece rafine işlerdir, bunları muhafaza etmek muhafazakârlığın gerçek manasını kavramak ve geçmiş gelecek bütün nesillere karşı vazifemizi yapmak olacaktır. Klasik sanatları tanımak, yaymak, akademi bünyesinde üreterek saygın hale getirmek her şeyin dışında hayatlarımıza büyük zevk ve anlam katacaktır.

Can Onat ATIŞ

 

[Toplam:0    Ortalama:0/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin