Modern Bireyin İnsanlık Halleri – Dr. Alper HASANOĞLU

0
115
alper hasanoğlu

Toplumun bir makine düzeniyle işlemesi için nasıl bir insana ihtiyaç var? Toplumsal düzen, büyük gruplar içinde uyumlu bir şekilde iletişim ve etkileşimde bulunabilen, durmaksızın tüketmek isteyen, arzu ve istekleri standart, kolayca öngörülebilir olan ve etkilenmeye açık bireyler istiyor. Modern birey toplumsal duygularını yalnızca devlete yansıtıyor. Bu da devlete ve onu sembolize eden her şeye abartılı bir saygı göstermesine neden oluyor. Kendi gücünü, bilgeliğini ve cesaretini politik liderlere atfediyor, sonra da onları idolü haline dönüştürüveriyor.

Endüstriyel gelişim ne kadar artar, ülkelerin ekonomik durumu ne kadar iyileşirse insanların da temel gereksinimleri de o kadar çok karşılanır, diye genel bir inanış vardı ve belki hâlâ çok sayıda insan böyle düşünmektedir. İnsan sanki yeteri kadar yiyeceği ve boş zamanı da olursa, bir şeyler satın alma olanağı yeteri kadar artarsa bedensel ve ruhsal olarak çok daha iyi olacak ve mutluluğa varabilecektir.

Oysa biliyoruz ki bu doğru değil. Eğer böyle olsaydı İsveç ve İsviçre gibi çok gelişmiş ülkelerde, diğer ülkelere göre intihar oranları ve alkol tüketimi daha yüksek olmazdı. Ayrıca dünyanın en zengin ülkesi olan Amerika Birleşik Devletleri’nde bir ‘korku çağı’ hüküm sürmezdi. ABD’ye turist olarak bile gitmenin bunca zor olmasını yalnızca köktendinci terör olaylarından korkuyla açıklamak mümkün değil. İskandinav ülkelerindeki durum göz önüne alınırsa, endüstrileşmeye bağlı gelişimin henüz nihai hedefine ulaşmadığı da iddia edilemez. O zaman bir şeylerin ters gittiğini iddia edebilir miyiz acaba?

Bireyin karakter özellikleri kendi elleriyle inşa ettiği ve içinde yaşadığı toplumun gereklilikleriyle belirlenir. 18. ve 19. yüzyıl burjuva sınıfının en önemli toplumsal karakter özellikleri sömürmek ve istiflemekti. Sonunda daha da çok kazanabilmek için ötekini sömürmek ve daha çok kazanç elde etmek arzusu burjuva karakterini belirliyordu. Oysa günümüz modern bireyinin en belirgin özelliği pasif olması ve hiçbir çatışmaya girmeden kapitalist değerlerle mümkün olduğu kadar özdeşleşmeye çalışması. Bu hiçbir şey yapmadığı anlamına gelmiyor elbette; kastettiğim, pasif bir tüketici durumunda olması modern bireyin. O, korkunç bir oral takıntıyla durmaksızın bir şeyleri içini alıyor. Çok fazla içiyor, çok fazla yiyor, çok fazla spor yapıyor, çok fazla geziyor, çok fazla seks yapıyor. Her şeyi tüketiyor, yutuyor ve yok ediyor. Aşırı iştahından hiçbir şey kurtulamıyor. Yalnızca bekleyen ve hiç tatmin olmayan bir bebeğe dönüşmüş olan modern birey için dev bir meme artık dünya ve hayat.

Modern birey tüketmediği zamanını da ticaret yaparak geçiriyor. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde her şeyin değerini pazar koşulları belirliyor. Yalnızca alınıp satılan ‘mal’ değil, insanın değeri de satılabilirliğine göre belirleniyor, dolayısıyla o da bir ‘mal’a dönüşmüş durumda. Modern birey hayatı yatırım yapılması gereken bir meta artık. Yatırım tutmuşsa başarılıdır ve hayatı da anlamlı demektir, yoksa o bir ‘looser’dan başka bir şey değildir. Modern bireyin değeri artık akıl ve sevgi gibi insani yetileriyle, sanatsal becerileriyle ölçülmüyor. Bu da kendilik değerini dış etkenlere, başkalarının bireyi nasıl gördüğüne bağımlı kılıyor. Sonuç toplumsal ve hatta evrensel bir aşağılık kompleksi, Adleryen terminolojiyle konuşacak olursak. Kendini yetersiz hissetmeyen tek bir modern birey yok artık. Bu duygu insan olmanın normal hali oldu ve hiçbir terapiyle düzelmesi mümkün gözükmüyor. Modern bireyin kendini güvende hissetmesi ötekilerle mutlak bir uyum içinde olmasına ve sürüden bir metre bile uzaklaşmamasına bağlı.

Yazının devamı ve kaynak: Gazete Duvar

[Toplam:1    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin