Mucize Değil; Akıl, Planma ve Çalışkanlık = Güney Kore

0
231
South Korean students compete during a Korea Olympiad in Informatics in Seoul, South Korea, Friday, July 17, 2009. 360 elementary, middle and high school students participated in this competition. The 12 winners will attend in the International Olympiad in Informaticsin 2010 in Canada. (AP Photo/Ahn Young-joon)

Londra Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsünden karşılaştırmalı eğitimci Profesör Paul Morris, uzmanlık alanı olan Doğu Asya eğitim sistemleri ve özellikle Güney Kore eğitim sistemini şöyle özetliyor:

1. Sınavlar ile Müfredat Arasındaki İlişki

Test ve sınavların yaygınlığı uzun bir geçmişe dayalıdır. Bu durum bütün Asya kültürlerin içine iyice yerleşmiştir. Müfredat çok net biçimde sınava yönelik konulara göre tanımlanmış ve belirlenmiştir.

Üniversiteye giriş sınavı gibi ülke çapında uygulanan sınavların yapıldığı günler hayat felç olur. Trafik tamamen durdurulur ve her türlü gürültüyü azaltmak adına uçakların bile uçuş yönleri değiştirilir. (Hiç unutmuyorum. Türkiye’de Formula 1 yarışmaları başlayacaktı. Bir pazar sabahı gençler üniversite sınavındayken bazı bakan ve milletvekillerinin katılımıyla Ankara’da Atatürk Kültür Merkezi bahçesinde F1 araçları aşırı gürültülü motorlarıyla gösteri turları düzenliyordu.)

Müfredatın temelini yabancı diller, matematik ve bilim oluşturur. İngilizce, sosyal hareketliliğin en önemli unsuru haline gelmiştir.

Ekonomi İş Birliği ve Gelişme Örgütü tarafından öğrencilerin okuma, matematik ve bilime dayalı becerilerini ölçmek için her üç senede bir uygulanan PİSA’daki yüksek notlar, muhtemelen test soruları ve okulların önemsediği bu sınav odaklı müfredat arasındaki güçlü örtüşmeyi yansıtıyor. Tabii, öğrencilerin çalışkanlığını ve daha başarılı olmaları için ailelerinden gelen baskı ve desteği göz ardı edilmemeli.

2. Sosyal Hareketlilik ve Sınavlar Arasındaki İlişki

Güney Kore ve diğer Uzak Doğu ülkelerinin rekabete dayalı (kamusal) sınavlarının, öğrenci seçme ve sosyal hareketlilik adına uzun bir geçmişi var. Batıda ise bu uygulama 18. yüzyılda yeni gelişmeye başlamış. İyi bir okul veya üniversiteyi kazanıp kazanmamak tamamen bu sınavların sonuçlarına bağlı. Bir çocuğun geleceği, statüsü ve sosyal haraketliliği bu sınavların sonucuyla çok ilintilidir. Bu durum da güçlü aile desteği veya baskısına sebep oluyor. Örneğin çocuklar eve gittiklerinde aileler ödevlerini bitirene kadar onların başlarında bekliyor hatta gerekirse ve bütçeleri imkân verirse çocuklarına özel ders bile aldırıyorlar.

3. Çok Çalışma Kültürü

Öğrencilerden zamanlarını çoğunlukla ders çalışmaya ayırmaları bekleniyor. İnsanların farklı yeteneklere sahip olduğu, herkesin bir şekilde amacına ulaşabileceği konusunda yaygın bir inanç var. Bu, sadece biraz daha uzun sürebilir tabii.

Son 10 ile 20 yılda eğitimde daha interaktif bir yöntem benimsenmesine rağmen İngilizler bu derslerin hâlâ didaktik, öğretmen tarafından yönetilen dersler olduğunu düşünüyor.

4. Öğretim Tarzını Etkileyen Diğer Faktörler

Eğitim, ulus oluşumu ve ulusal kimlik konusunda güçlü bir araçtır. 60 ve 70’li yıllarda Doğu Asya ülkelerinin birçoğu hâlâ tamamlanmamış bir savaşın parçası olarak görülüyordu. Bu ülkelerin, ekonomik büyümeyi rekabet etme, ulusal birliktelik ve hayatta kalmanın bir yolu olarak kullandıkları da var sayılıyordu.

Son Söz: PİSA testleri hikâyenin yalnızca bir tarafını anlatıyor. Güney Kore’de okullar çocuklar için son derece stresli olabilir. Anketler, çocukların okula gitmeyi sevmediğini öne sürme eğilimindedir. Genellikle gergin ve mutsuzlar veya derslerde sıkılırlar. Eğitim, sertifikasyon süreci olarak görülüyor. Sistemin, ekonomi ve toplumun ihtiyaç duyduğu insanları üretip üretmediği sorgulanıyor. Sistem sıkı çalışma ve gayreti teşvik ediyor ancak endişeler, bunun aşırı derecede stresli olması, yaratıcılığı ve kritik olma kabiliyetini geliştirmediği yönündedir.

[Toplam:4    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin