Öğrenci Motivasyonu Nasıl Arttırılır?

0
9

Bir baba, büyük oğlunu Mark Twain’in “Hayatta iki önemli gün vardır. Biri doğduğun
gün, diğeri neden doğduğunu anladığın gündür” sözünü söylemek için yanına
çağırıyor.
“Oğlum, hayatta iki önemli gün vardır” diyor ama cümlesini bitirmeden, küçük oğlu
içeriden bağırıyor: “Cumartesi ve pazar!”
Baba, “Neden?” diye soruyor.
Çocuk da “Çünkü o iki gün okul yok” diyor. Belli ki çocuk, öğrenme motivasyonu
kaybetmiş ve okula gitmek istemiyor.
“İnşallah bana yarın kamyon çarpar da okula gitmem” diyen öğrenci var.
Türkiye’de öğrencilerin büyük çoğunluğu böyle hissediyor. Bu motivasyon sorunu
nasıl çözülür?

Bunu çözmenin birçok yolu var. Ama bir tanesi öğretmenlerin kendilerini bu
çocukların yerine koyup onları anlaması. Peki bu nasıl olacak?
Öğretmenlere bu çocukların duygularını ve düşüncelerini anlatırsak çok işe yaramaz.
Öğretmenler bunları zaten biliyor. Kalıcı öğrenme için deneyim gerekir. O zaman
öğretmenlerin de benzer bir deneyimi yaşaması gerekir. O ne? Öğretmenler, bir süre
kendi alanı olmayan ve/veya nefret ettikleri bir dersin öğretmeni olmalı. Örneğin,
tarih öğretmeni, biyoloji dersini veya bir ünitesini öğrenmeli ve onu öğretmeye
çalışmalı. Bu şekilde birçok motivasyon sorunu çözülecektir. Nasıl mı?

ÇOCUĞU ANLAMAK
Birçok öğrenci okulda nefret ettiği dersleri öğrenmek zorunda. Ama bir öğretmen,
nefret edilen bir konuyu öğrenmek zorunda olmanın ne anlama geldiğini çoğu zaman
bilmiyor. Aslında öğrenciyken öğrendi ama muhtemelen unuttu.
Öğretmen kendi alanını sevdiği için (tabii ki kendi alanını sevmeyen öğretmenler de
var), öğrenciler de o alanı sever zannediyor.
Bir öğretmen nefret ettiği konuyu öğrenmek zorunda kalırsa çocukları daha iyi
anlayacaktır ve empati kuracaktır.
Empati olmadan öğrenmenin olmasını bekleyemeyiz.

BİLGİNİN LANETİ

‘Bilginin laneti’ diye bir kavram var. Uzman olan kişiler, konuları yeni öğrenen bir
kişinin nasıl ve ne kadar sürede öğrendiğini bir süre sonra unutur.
Bir araştırmada, teknoloji uzmanlarından belirli bir yaşın üzerindeki insanların cep
telefonu kullanmayı ne kadar sürede öğrenebileceğini tahmin etmeleri istenmiş.
Bu insanlar telefonu kullanmayı tahmin edilenden üç kat daha uzun sürede öğrenmiş.
Yani uzmanlar bilginin lanetine maruz kalmış.
Birçok öğretmen çocuğu motive etmek için tam tersi konunun ne kadar kolay
olduğunu söylemektedir. Böylelikle öğrenme sürecini daha da zora sokmaktadır.
Nefret ettiği konuyu yeni öğrenen öğretmen, öğrenme sürecinin kolay bir süreç
olmadığını ve çocukların öğrenmek için zamana ihtiyacını olduğunu tekrar
hatırlayacak ve çocuklara farklı yaklaşacaktır.

ÖĞRENME BÜTÜNCÜLDÜR
Bir süre başka bir alanda ders vermeye başlayan öğretmen görecektir ki gerçek
hayat, okulda olduğu gibi derslere ayrılmamıştır. Hayat bir bütündür.
Kendi alanı ile başka alanlar arasındaki bağlantıyı görecektir.
Örneğin, beden eğitimi öğretmeni görecektir ki toplumların ve bedenin enerji
kullanma yöntemi aynı.
Kendi dersinde de konuyu daha bütüncül işleyecektir. Bu da öğrencinin
motivasyonunu arttıracaktır.

ÖĞRENMENİN ZEVKİ
Gerçek öğrenme ‘zor’ olduğu kadar ‘keyifli’ bir süreçtir.
Harvard Üniversitesi’nden Prof. Teresa Amabile bir araştırmada çalışanların
günlüklerini incelemiş. Çalışanlar en çok bir şey öğrendikleri zaman mutlu olmuş.
Ama öğrenmenin keyifli olabilmesi için merak duygusu ve/veya gelişim hissi olmalı.
Çocuk bir şey keşfettikçe ve geliştikçe mutlu olur.
Yeni bir konuyu en baştan öğrenen öğretmen, öğrenme ortamı iyi kurgulanırsa
öğrenmenin zevkini tekrar tadacaktır.
Konuyu da keyifli hale getirmeyi hatırlayacaktır.

ÖĞRETMEN GÜCÜNÜ ‘BİLMEKTEN’ ALMAMALI
Tabii bunların olabilmesi için öğretmenler “Öğretmen gücünü bilmekten alır” bakış
açısını değiştirmeli. Öğretmenler gücünü ‘bilmekten’ değil, ‘öğrenmekten’ almalıdır.
Gücünü bilmekten alan bir öğretmen ‘Ben bilmiyorum’ deyip kendisini öğrenmeye
açamaz. Belki kitaplardan yeni bilgiler edinebilir ama deneyimsel öğrenmeyi
yaşamaz.

Gücünü öğrenmekten almayan bir öğretmen, sınıfta tartışma ve keşfetme ortamı da
yaratamaz. Çünkü çocuklardan öğreneceği bir şey olmadığını düşünür.
Birçok öğretmen “Çocuklardan bile çok şey öğreniyorum” der. Zaten oradaki ‘bile’
kelimesi bile, öğretmen için çocuklardan bir şey öğrenmenin doğal bir süreç
olmadığını gösterir. Dahası öğretmen “Çocuklardan bir şey öğreniyorum” dediğinde,
birkaç küçük bilgiyi kastetmektedir. Kavramsal veya şema değiştirecek düzeyde bir
öğrenmeden bahsetmez. Çocuklardan kavramsal olarak çok şey öğrenebiliriz.
Gücünü ‘öğrenmekten’ alan öğretmen, sınıfında tartışma ortamı yaratır ve farklı
fikirlere maruz kalır. Sınıftaki herkes öğrenmenin keyfini yaşar.
Bir öğretmen hiç bilmediği bir konuyu öğrenmek ve sonra öğretmek zorunda kalırsa
o da öğrenciler ile bir öğrenme sürecine girecektir. Öğrenen öğretmen ‘kimliğini
kazanmaya’ başlayacaktır.

ÖĞRETMENE DÜŞEN GÖREV
Sonuç olarak, çocukların okulu sevip sevmemesi büyük ölçüde öğretmene bağlı.
Öğretmen, öğrenen öğretmen kimliğini kazanırsa, bir konudan nefret eden
öğrencinin psikolojisini ve onun nasıl öğrendiğini anlarsa ve hayatı bir bütün olarak
algılarsa, bu öğrencilere pozitif yansıyacaktır.
Bu durumda okullar ‘öğrenmeyi seven’ ve mutlu öğrenciler ve öğretmenler ile
dolacaktır.

 

Özgür Bolat

Öğrenci motivasyonu nasıl arttırılır?

[Toplam:0    Ortalama:0/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin