Öğrenmeyi Öğrenmek – Prof. Dr. Cengiz GÜLEÇ

0
301
öğrenmeyi-öğrenmek

Öğrenme, modern anlayışa göre öğretmekten vazgeçmekle başlar.

Bütün dünyada uzun yıllardır en etkin eğitimin nasıl olacağı tartışmaları yapılmaktadır. Türk eğitim sistemindeki aksaklıklar değişik kurumlar ve eğitimciler tarafından dile getirilmektedir. Dünya görüşü ve insan anlayışı ne olursa olsun, tarafların ortaklaşa paylaştıkları kanı bize geleneksel “ezberci” eğitimin egemen bir tarz olarak yürütüldüğüdür. Eğiticinin aktif, öğrencinin pasif alıcı olduğu bu eğitim anlayışı çok eleştirilmiştir. Yaparak öğretmenin, etkileşim ortamında eğitimin bilinen üstünlüklerine rağmen, artık eskimiş bu modelin işe yaramadığı sıkça dile getirilir, çağdaş modern toplumların gereksindiği insan türünü yetiştiremeyeceği yönünde haklı eleştiriler yapılır; ama bir türlü geleneksel yapı değiştirilemez.

Eğitim kurumlarının aşırı siyasallaşması ve ideolojik kavgaların verildiği ortamlar haline gelmesi ya da daha doğru bir deyişle getirilmesinin sakıncaları bu ülkede çokça yaşanmıştır. 1980 öncesi dönemlerde lise ve özellikle üniversitelerde yaşanan siyasal çekişmelerin bu kurumlarda nitelikli bir eğitim yapmayı neredeyse imkansız hale getirdiği hatırlanmalıdır. Hızlandırılmış iki aylık sözde kurslarla öğretmen okullarından mezun olan, siyasi-ideolojik eğitimlerden başka bir özellikleri olmayan fanatik militanların ellerine teslim edilen sistemimizin hali gözler önündedir.

Öğretim kurumlarının aşırı siyasallaştırılmasından göreli olarak sıyrılmak üzere olan yüksek öğrenim kurumlarımızda bu kez de YÖK ve türban tartışmaları gündemi belirler duruma gelmiştir.

Bilinen bu tarihsel, toplumsal gerçekler bir yana eğitim anlayışımızda köklü bir anlayış değişikliği mümkün mü? Biz bunu tartışmak istiyoruz.

Öğrenme, modern anlayışa göre öğretmekten vazgeçmekle başlar. Eğitici ve öğreticiye doğal bir güç ve üstünlük atfeden geleneksel eğitim sistemlerinde, en iyi eğiticiyi istihdam eden kurumların doğal olarak iyi bir öğrenim vereceği de varsayılır. Öğretmenin aşırı önemsendiği ve değerinin sürekli vurgulandığı modern öncesi toplumlarda öğretmenden korku ve yılgınlık, öğrenciyi okuldan ve eğitimden soğutmaktadır. Otorite kurma ve disiplini sağlama adına uygulanan şiddet ve terör neredeyse iliklerimize sinmiştir.

Bu anlayışın egemen olduğu eğitim sistemlerinde öğreticinin otorite ve iktidar kaynağı olmaktan geri çekilmesi mümkün mü?

Erdem ve hikmet sahibi olmak, güç ve üstünlüğün sergilenmesi, dolaysız yaşanmasıyla sağlanmaz. Müritleri üzerinde mutlak otoritesinin keyfini çıkan mürşidin gerçek bir usta ve bilge olması mümkün mü?

Bu türlü bir güç kaybına kim rıza gösterir?

Binlerce eziyetten sonra elde ettikleri bu güce tutunmadan, kendi ego ihtiyaçlarını bir yana bırakarak, ontolojik olarak öğrenciyle aynı düzeyde yaşamaya hangi öğretmen katlanabilir?

Öğretmekten vazgeçerek öğrenmeyi öğretmeye, hangi eğiticinin kişiliği ve mesleki donanımı yeterlidir?

Öğretici olarak var olacaksınız ama öğretmekten vazgeçerek. Bu apaçık bir paradoks gibi görünmektedir. Öyle ki kendi varlık şartınızı inkar edeceksiniz. Bu nasıl mümkün olabilir?

Doğunun kadim kültürlerinde mistik bilgiler ve hikmet ustaları bunu başarabiliyorlardı. Acaba bundan örnek almak mümkün mü? Bunu eski bir öyküyle açmaya çalışalım.

Bir zamanlar Bağdat’ta yaşayan ve zamanın en ünlü üç bilgini kendilerine bir usta arayışı içine girerler. Günlerce tartışırlar ve sonunda Horasan diyarında yüce bir sufi bilgesinin kendilerine hocalık yapabileceğine karar verirler. Bu muhterem kişiyi ziyaret etmek istediklerini bildirirler ve yolculuk hazırlıklarına koyulurlar. Kendilerine bir katırcı ve rehber bulurlar. Günler süren yolculuk sırasında bir üç bilgin halvet olurlar, derin muhabbetlerle dalarak dünyayı unuturlar. Sonunda bu ulu zatın huzuruna varırlar. Alçakgönüllü bilge, hoş geldiniz dedikten sonra saygılı ve hafif mahcup bir tarzda katırcıya gider ve elini öpmeye çalışır. Daha büyük bir mahcubiyet ve şaşkınlık içinde katırcı geri çekilir. Kısa bir konuşma yapıp bilginlerle hocayı baş başa bırakarak edeple köşesine çekilir. Bilginler neye uğradıklarına şaşırırlar ve aymazlıklarını fark ederler. Dönüş yolunda katırcıdan özür dilerler. Nasıl olur da yanı başlarında duran bu büyük bilgenin farkına varmadıklarına hayıflanırlar. Katırcı özürleri geri çevirir ve büyük bir içtenlikle kendisinin sadece bir katırcı olduğunu ısrarla belirtir. Bunun üzerine bilginler daha da mahcup olurlar.

Erdem ve hikmet sahibi olmak güç ve üstünlüğün sergilenmesi, dolaysız yaşanmasıyla sağlanmaz. Müritlerin üzerinde mutlak otoritesinin keyfini çıkaran mürşidin gerçek bir usta ve bilge olması mümkün mü? Şeyh uçmaz ama müritleri uçurur hesabı, kerameti kendinden menkul eğiticilerin de otoriteleri, zorla sağlanan ve en küçük falsoda sarsılan bir otoritedir. Aynı durum öğrenciyle kurulan eğitim ilişkisinde de geçerlidir.

Öğrenme, demokratik bir ortam yaratarak ve etkileşim içinde öğrenciyle diyaloğa, girilerek sürdürülecek, daha doğrusu birlikte yaşanılacak bir süreçtir. Öğrenim ortamının asli öğesi öğrencidir. Öğretmen değil. Öğreticinin varlık şartı öğrencinin varlığıdır. Karşılıklı etkileşim deyince öğrenme yerine “öğrenişim” demeyi öneriyorum. Güzel TÜrkçe’mizde bu kavramın olmadığını biliyorum; ancak meramımı çok iyi anlattığına da inanıyorum. Etki, etkileme, etkileşim gibi veya ileti, iletim ve iletişim gibi karşılıklı ilişkiyi ve birlikte var oluşu vurgulayan “ÖĞRENİŞİM” de bu anlamı yüklenebilir.

Öğrenci sözcüğü de bana pek uygun görünmüyor bu anlamda. Eskilerin kullandığı talebe sanki daha uygun gibi. Talebe, talep eden demektir. İsteyen, arzulu ve güdüleyici aktif bir duruşa işaret ettiği için öğrenişim açısından daha doğru bir kelime gibi görünüyor talebe. Öğrenci ise, öğrenen konumunda pasif bir var oluşu temsil ediyor. Bir zaman sonra o da öğretici olmaya aday ama şimdilik sessiz sedasız ve itaat eden durumunu korursa bu erki ele geçirebilir anlamı taşıyor gibi görünüyor; oysa öğretmende talep eden olmalı, yani o da bir öğrenme susuzluğu çeken, kendini talebeleriyle geliştirip, bilgiyi birlikte keşfeden ve inşa eden olmalı.

Prof. Dr. Cengiz GÜLEÇ

[Toplam:2    Ortalama:5/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin