Türkiye’de Bölüm ve Üniversite Tercihleri – Prof. Ercüment KIRIMLI

0
288
üniversite-tercihleri

Ders 1: Bölüm Tercihleri 

Ülkemizde pek çok konuda ilginç ve yanlış uygulamalara şahit olmaktayız ancak öyle bir şey var ki hani şairin ‘şey gibi bir şey’ dediği cinsten. Şimdi bu şeyin ne olduğuna önce dikkatinizi çekelim: Hemen herkes kendinde her işi yapabilecek birikim ve yeteneğin olduğunu düşünüyor. Bu gibilerin hiçbiri: “Bir iş yapabilmenin şartları nelerdir, ben bu şartların ne kedarına sahibim, bu işi benden daha iyi yapacak insanlar yok mudur?” sorularını sormuyor ve de bu tür haddini bilmezler asla mütevazı olmuyor. Herkesin her şeyi yapabildiği bir ülkede hiçbir şeyin doğru dürüst yapılmayacağını kimse görmüyor.

“Bir insanın kendinde her şeyi yapabilecek gücü görmesi nasıl izah edilebilir? Bu durum hangi psikolojik rahatsızlığın veya hangi olağanüstü yeteneklere sahip olmanın eseridir?” soruları yıllardır beynimi kemirmekte ve  asabımı bozmaktaydı zira özellikle devlet makamlarında oturan süper adamların akıl dışı icraatlarına tanıklık etmek, ülkesine karşı sorumluluk hisseden her aydın gibi beni de kahretmekteydi. Son yıllarda Türkiye’de rehberlik, mesleki yönlendirme konularında araştırmalarımı yoğunlaştırdığımda karşılaştığım manzara kafamdaki soruların pek çoğuna cevap bulmama yardımcı oldu.

Kafa Atölyesinde yayınlanan “Türkiye’de Mesleki Yönlendirme Yanlışlığı” başlıklı yazımızda da beliritiğimiz okullarımızda (en başarılı liselerimizde bile) alan seçimleri öğrencilerin alan ilgisi, karakter, yeteneklerine bakılmadan, onların kısmen ders başarı durumlarına göre yapılmaktadır. Rehber öğretmenlerimizin hem sayı hem bilgi yetersizlikleri bu durumun daha vahim bir hale gelmesine sebep olmaktadır. Öğrencilerin üniversiteye girmek için milyarlarca para harcadıkları dershanelerin rehberlik birimlerinin yönlendirme konusundaki cehaletleri ve sorumsuzlukları işi tam anlamıyla trajediye çevirmektedir.

Bilindiği gibi üniversite sınavlarından sonra tercih maratonu başlamaktadır. İyi bir gelecek için doğru tercihler yapmak her öğrencinin, çoğunu istikbali olan bir üniversiteye ve bölüme göndermek de her velinin en doğal hakkıdır. Bu amaçla öğrenciler ve veliler üniversitelerin tanıtım günlerine katılarak (kesinlikle çok iyi bir gelişme), üniversitelerle bölümleri tanımakta ve seçecekleri yeri tespit etmeye çalışmaktadır. Buraya kadar her şey normal ancak anormal bir şey var ki zihnimi perişan eden yukarıdaki sorularımın cevabını aşağı yukarı vermektedir: Tercih maratonuna katılan öğrencilerin çoğu bölümleri ve üniversiteleri sınav puanları açıklandıktan sonra öğrenmektedir. Kendilerine tercih yapmak için verilen iki haftalık sürede alan puanlarıyla girebilecekleri bütün bölümleri öğrenmek zorunda bırakılmaktadır. İki haftalık bir zaman diliminde sağlıklı bilgi sahibi olmak ne kadar mümkün olacaktır? Böyle bir şey mümkün olmayacağına göre karşımıza çoğunlukla yanlış bilgiler ve yönlendirmelerle tercih yapan zavallı öğrenciler çıkmaktadır.

Bu öğrencilerden yüksek puan alıp bilgisayar mühendisliği okumak isteyen biri, puanı ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği’ne yetmeyince başka bir üniversitede bilgisayar mühendisliği okumak yerine ODTÜ mezunu olmak için aynı üniversitenin Makine veya İnşaat Mühendisliği bölümlerini tercih etmektedir. Bazı öğrenciler “Hangi bölümü tercih edeceksin?” sorusuna: “Tıp, bilgisayar mühendisliği veya işletme bölümlerinden birini seçeceğim.” cevabını vermekte, bazıları: “Aslında bana kalsa matematik yazarım ama ailem diş hekimliği istiyor. Onun için diş hekimliği olacak galiba.” diye konuşmaktadır. Bazıları: “Tam belirlemedik ama ya hukuk olacak ya psikoloji.” demekte, bazıları da: “Puanım bütün bölümlere yetiyor, artık hangisini istersem onu yazarım.” cümlesini kurmakta bir sakınca görmemektedir. İlk bakışta masum gibi görünen bu cümleler, yazımızın girişinde belirttiğimiz, ülkemizdeki trajik durumun çıkış noktasıdır ve mutlaka yok edilmesi gerekmektedir. Hukuk veya psikoloji, tıp veya işletme gibi birbiriyle alakasız bölümleri seçebilen ve kendilerinde bütün bölümleri okuyabilecek kapasiteyi gören öğrencilerin, ileriki yıllarda karşımıza kendilerini her iş yapabilecek, her makamı doldurabilecek insan üstü varlıklar olarak gören haddini bilmezler olarak çıktıklarını üzülerek görmekteyiz. Bu korkunç tercih süreçlerine tanıklık ettikten sonra hayatımızdaki müthiş adamların nereden ve nasıl çıktıklarını şimdi daha iyi anlamaktayım. Ülkemizdeki bu çok acı durumun ortaya çıkmasının sorumluluğu şüphesiz ki öğrencilere rehberlik edemeyen, öğrencilerin neyi yapıp neyi yapamayacaklarını ölçemeyen, onları bilgisiz ve çaresiz bırakarak birbiriyle alakasız tercihler yapmalarına sebep olan başta MEB yetkilileri olmak üzere bütün eğitim camiasıdır. Okulların veya dershanelerin rehberlik birimlerinin bir görevi öğrencilere doğru çalışmayı ve planlı olmayı öğretmekse, en önemli, asli görevi onları yetenekleri ve kapasiteleri doğrultusunda yönlendirmektir. Bu anlamda rehberlik birimleri ciddi planlar yapıp bütün bölümler hakkında en az bir yıl öğrencileri bilgilendirmek, böylece onların bilerek bölüm tercih etmelerine yardımcı olmak yükümlülüğündedir. En az bir yıl süreyle bölümler ve meslekler hakkında bilgi alan bir öğrencinin, kendi araştırmaları da dikkate alınırsa, çok sağlıklı tercihler yapacağı kesindir.

Ders 2: Üniversite Tercihleri

Ülkemizde bölüm tercihlerinde yapılan hatalar kadar vahim hatalar üniversite tercihlerinde de yapılmaktadır. Şimdi bu hataların neler olduğunu tek tek sıralayalım:

  • Tercihler çoğunlukla üniversitelerin adına ve imajına göre yapılmaktadır.
  • Bir üniversitenin bütün bölümleriyle en iyi olamayacağına dikkat edilmeden yapılan tanıtımlar öğrencilerde ve velilerde (iş verenleri de unutmamak lazım) ülkemizde birkaç üniversiteden başka iyi üniversite olmadığı kanaatini oluşturmakta, böylece başta bu üniversiteler dışında kalan okullara haksızlık edilmekte ve iyi öğrencilerin birkaç üniversitede toplanmasına, öğrencilerde belli üniversitelerin takıntı olmasına sebep olmaktadır.
  • Öğrencilerdeki üniversite takıntısı onların yanlış bölümler okumasına sebep olmaktadır. Örneğin, Boğaziçi Matematik’te okumak isteyen bir öğrenci sırf Boğaziçi olsun diye puanı Boğaziçi Matematik bölümüne yetmeyince aynı üniversitenin Fizik bölümünü tercih edebilmektedir.
  • Öğrencilerin çoğu okumayı düşündükleri bölümün hangi ünversitede daha iyi olduğuna bakmamaktadır. Bir bölümün hangi üniversitede daha iyi olduğuna genelde bölümlerin hoca sayıları, hocaların yayın sayıları, hocaların akademik saygınlığı, öğrenci başına düşen hoca sayısı, hocaların öğrencilerle ne kadar ilgilendiğine; araştırma, laboratuvar ve kütüphane imkanının yeterli olup olmadığı gibi esaslı ölçütlere bakılarak karar verilir. Ülkemizde böyle ölçütlere bakarak tercih yapan çok az öğrenci, öğrenci velisi ve bu ölçütleri dikkate alarak iş başvurusu yapanları değerlendiren iş insanı vardır. İş insanlarının bu yanlış tutumları da özellikle taşra üniversitelerinin gelişmesini engelleyen önemli bir sebeptir ve ilerde başlı başına bir yazımızın konusu olacaktır. Türkiye’de hangi üniversitede hangi bölümün daha iyi olduğunu gösteren araştırmalar ve yayınlar olmadığı için bu konuda daha çok hata yapılacaktır.
  • Özellikle büyük şehirlerdeki öğrencilerin çoğu okumak istedikleri bölümü kendi illerinde kazanamayınca başla illerdeki üniversitelerin aynı bölümlerini tercih etmeyip (genelde ettirilmeyip) yaşadıkları ilerideki üniversitelerin alakasız bölümlerini tercih etmektedir. Bunun da haklı veya haksız sebepleri vardır.
  • Özellikle bazı vakıf üniversitelerinin: “Bizden mezun olunca işsiz kalmazsınız. Üye kuruluşlarımızla size iş sağlarız.” biçimindeki sözleri de öğrencilerin yanlış tercihler yapmalarına sebep olmaktadır. Hiçbir üniversite “iş garantisi” sloganıyla kendini tanıtmaz. Tanıtırsa ona üniversite değil “Meslek Edindirme Kursu” denir. Üniversite kendini şöyle tanıtabilir:”Öyle kusursuz bir eğitim veriyor, sizi öyle bir yetiştiriyoruz ki mezun olunca herkes sizinle çalışmak istiyor.” Böyle iddialı bir cümle edebilmek için de saygın ve yeterli akademik kadrolara, zengin kütüphaneye ve her tür araştırmayı yapabileceğiniz laboratuvarlara ihtiyacınız vardır. Bu donanıma sahip olmayan vakıf üniversitelerini şık binalar, şöhretli birkaç profesör, iş garantisi gibi söylemlerle tanıtım yapmaları ve d öğrencilerin bunlara kanarak tercih yapmaları kısa bir süre sonra her iki tarafta da hayal kırıklıkları yaratacaktır. Özel üniversitelerin ülkemizde yeterli sayıya ve saygınlığa ulaşmasına ihtiyacımız büyüktür. Nüfusunun büyük kısmı fakir olan ama çocuklarını  üniversitede okutmak isteyen velilerde, sadece parasızlıktan yarattığı öfkeye dikkat etmek ve sosyal sorumluluk ilkeleriyle hareket etmek özel üniversitelerimizin hassas olmaları gereken bir konudur.

Sonuç olarak ülkemizde bir an evvel bölümleri ve meslekleri tanıtan yayınlar çıkarılmalı (birkaç yetersiz yayın var), okullar ve dershanelerdeki rehber öğretmenler öğrencilerini iki hafta gibi kısa bir sürede bilmeden tercih yapmaktan kurtarmalı, üniversiteleri bölümler bazında değerlendiren eserler hazırlanmalıdır. Bu işi yapmak da YÖK ve ona bağlı kurum olan ÖSYM’ye düşer.

Prof. Ercüment KIRIMLI

[Toplam:0    Ortalama:0/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin