Türkiye’de Mesleki Yönlendirme Yanlışlığı – Prof. Ercüment KIRIMLI

0
525
mesleki yönlendirme

Mesleki Yönlendirme ülkemizde öğrencilere son derece yanlış yapıldığı hepimizin hemfikir olduğumuz bir konudur. Her yaş grubundan insanın mutsuz, huzursuz ve iç geçirerek çevremizde şöyle konuşmalarına her zaman şahit oluruz:

  • Bu meslekte 25 yılımı geçirdim. Şimdi anlıyorum ki bu meslek hiç de bana göre değilmiş.
  • Bu mesleğin bana göre olmadığını biliyorum ama yapacak başka bir şey yok.
  • Ben hep tarih okumak istedim ancak ailem tıptan başa bir şeye müsaade etmedi.
  • Bilgisayar mühendisliği istiyordum ama puanım tutmayınca ben de mimarlık yazdım.
  • Hukuk kazanayım diye kendimi parçaladım; şimdi bölümünden nefret ediyorum. Böyle olduğunu bilseydim burayı hayatta tercih etmezdim.
  • Arkeoloji okumak istiyorum yalnız bitirdikten sonra ne iş yapacağım?
  • TM seçmek istiyorum ama MF’nin iş alanı daha genişmiş. Onun için MF seçeceğim.
  • Ben iletişim istiyorum ama okulumuz TS sınıfı açmıyor (genelde Anadolu liseleri). Okul değiştirmeyi düşünüyorum. Şimdi o iş de çok zahmetli. Bir defa TS sınıfları ya devletin düz liselerinde ya özel liselerde açılıyor. Her iki yerde de genellikle okulun en kötüleri, o alanı tercih ediyor. Ben TM seçerim artık.

Mesleki yönlendirme; annemiz, babamız, büyüklerimiz, üniversite ve lise öğrencilerinden sıklıkla işittiğimiz bu sözlere dikkatle bakarsak bunların derin hayal kırıklıkları, pişmanlık, bilgisizlik, yanlış yönlendirme, çaresizlik, tercihlere saygısızlıkların, gözümüze çarpan yansımaları olduğunu hemen fark ederiz. Çoğu zaman bu duruma isyan eder, üzülür, kahroluruz ama bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmayız veya yapamayacağımızı düşünürüz. Anne-baba, yönetici, öğretmen vesaire olduğumuzda bizim mustarip olduğumuz böyle önemli bir konuda çocuklarımız, gençlerimiz ve öğrencilerimizin gözümüzün önünde perişan olmalarına seyirci kalırız. Geleceğin mutsuz meslek erbabının yanlış yönlendirdiğimiz bireyler olacaklarını; onların da sevmeden yaptıklarını, dolayısıyla verimsiz olacakları işlerin bedelini milletimizin  ödeyeceğini asla hesaplayamayız. Gerçi millet olarak hesap kitaptan pek anladığımızı da söyleyemeyiz.

Uzmanlık gerektiren yönlendirme işlemleri ülkemizde, her şeyde olduğu gibi, kulaktan dolma bilgilerle ve son derece baştan savma yapılmaktadır. Alanlar, bilim dalları ve meslekler hakkında bilgisi olmayan; dünyadaki gelişmelerden habersiz rehber öğretmenler, okul idarecileri ve takıntılı ebeveynler; öğrencileri karakter, birikim, ilgi ve yetenekle ilgili hiçbir teste tabi tutmadan yönlendirmekte ve işten mutsuz bireyler kervanına yenilerini katmakta sakınca görmemektedirler. Okullarımızdaki rehberlik birimleri zaten öğrencilere rehberlik etmekten çok derslerde huzursuzluk çıkaran öğrencilerin gönderildikleri rehabilitasyon merkezleri gibi çalışmaktadır. Bunda otoritesiz ve bilgisiz öğretmenlerin aslan payını da göz ardı etmememiz gerekiyor. Bunu başka bir yazının konusu yapıp şimdi okullarımızda yönlendirme işleminin kısa yoldan ve bilinçsizce nasıl yapıldığını hatırlayalım:

  • Dersleri çok iyi olan, çok çalışkan ve zeki öğrenciler mühendislik, tıp, matematik vb. bölümlerin seçilebildiği MF alanına
  • Dersleri iyi olan vasat öğrenciler hukuk, uluslar arası ilişkiler, sosyoloji vb. bölümlerin seçilebildiği TM alanına
  • Dersleri kötü olan, sıradan öğrenciler ise edebiyat, gazetecilik, arkeoloji vb. bölümlerin seçilebildiği TS alanına yönlendirilmektedir.                                                                Böyle bir yönlendirme zahmetsiz, bilgi istemeyen, kolay bir iştir. Yönlendirilme işlemi bu şekilde olunca ve öğrencilere seçtikleri alana göre zeki, vasat veya kötü(kafası basmayan) muamelesi yapılınca öğrencilerin büyük çoğunluğu vasat veya kafasız damgası yememek için ilgisi, bilgisi ve yeteneği olmadığı halde MF alanını seçmektedir. Yine çalışkan ve zeki öğrencilerin pek çoğu da aynı muameleyle karşılaşmamak için çok istedikleri halde TM veya TS alanlarını seçememektedirler. Çok başarılı ilköğretim öğrencilerinin girebildiği, ülkemizin en iyi Anadolu liselerinde TM alanı için en fazla 2-3 sınıf açıldığını, TS için ise sınıf açılmadığını belirtmemiz konunun vahametini anlamamızı kolaylaştıracaktır. Ülkemizin en başarılı gençlerini hukuk, kamu yönetimi, uluslar arası ilişkiler; edebiyat, tarih gibi alanlara yönlendirmeyip sonra kitap yakmaya kalkışan kaymakamlar, okuduğunu anlamakta sorun yaşayan hukukçular, okumayan ve öğrencilerine okuma alışkanlığı kazandıramayan edebiyat öğretmenleri nereden çıktı diye hayret etmemizde bize has garipliklerdendir. Çocuklarını genellikle kendileri olamadıkları için zorla bir çok mesleğe, hele hekimlik gibi insana doruk noktada şefkat ve saygı gerektiren mesleklere yönlendiren ebeveynlerin sonra bu meslekleri icra eden kişilerin işlerini sevmeden yaptıklarından şikayetçi olmaları da ayrı bir ilginçliktir. Bir öğrencinin istemeden okuduğu alanla ilgili bir mesleği yaparken başarısız olacağını, bunun bedelini de halkımızın ödeyeceğini hiç düşünemeyiz. Bu arada ülkemizde bir öğrencinin zekiliği, vasatlığı veya kötülüğü; çarpım tablosunu ezbere bilip bilmediğine, ders notlarının iyi olup olmadığına, matematik-fizik vb. problemini çözüp çözemediğine bakılarak hemen anlaşılmaktadır. Tabi öğrencinin zeka tespitinin bu kadar kolay yapıldığı, alanlarla mesleklerin birbirine karıştırıldığı bir yerde, mesleki yönlendirme nin bilgisizlikten oluşmuş yanlış kanaatler üzerine yapılmasına hayret etmek sadece saflık olacaktır.

Gelişmiş ülkeler mesleki yönlendirme nin önemini çok iyi kavradıklarından bu işi profesyonel kadrolara titiz bir şekilde yaptırmaktadır. Bu kadrolar işe öğrencilerin zeka durumlarını bilimsel kriterlere göre tespit ederek başlamaktadır. Bu tespit işlemini öğrenciler henüz okul öncesi çağdayken yapmakta ve bu işlem sırasında belirledikleri üstün zekalı öğrencileri ayrı ve özel bir eğitim programıyla ilköğretimden itibaren yetiştirmektedirler. Öğrencilerin ilköğretimden itibaren her yıl ilgi, yetenek, okul başarılarını kaydetmekte ve öğrencileri ilköğretim boyunca takip ettikten sonra onları en uygun liselere yönlendirmektedir. Liselerin birinci sınıfından başlayarak öğrencilerin her yıl değişen/değişmeyen ilgilerini, okul başarılarını, yeteneklerinin ne durumda olduğunu kontrol ve takip etmektedirler. Kısaca bizdeki gibi lise 2. sınıfın sonunda yukarıda belirttiğimiz bibi rastgele değil öğrencileri önce -yetenek, -ilgi, -karakter,-okul başarılarına göre test etmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun “Sanayi Devrimi” ne ayak uyduramadığı için çok ağır bir bedel ödediği apaçık ortadayken ülkeminizin dünyadaki teknolojik gelişmelere göre eğitim sistemini düzenlememesini, mesleki yönlendirme işini saçma sapan kanaatlerle yapmasını ‘Su akar, Türk bakar.’ sözü bana göre çok iyi anlatmaktadır. Bizim bugüne ve geleceğe yönelik mesleki raporlar yayınlamadığımız, yayınlanan birkaç rapora da önem vermediğimiz üniversite kontenjanından anlaşılabilir. Bilişim ve genetik çağını yaşadığımız bugünlerde artık yönlendirme işlerini yanlış bilgilerle yapmayı bir tarafa bırakıp öğrencileri ilgi, karakter, yetenek testlerine tabi tutarak; okul başarılarına dikkat ederek, dünyadaki gelişmeleri göz önüne alarak yapmalıyız. Önümüzdeki beş, on, on beş, yirmi yıllık süreçlerde hangi alanlarda ne kadar insan yetiştirmemiz gerektiğini tespit etmeli ve üniversite kontenjanlarımızı bu verilere göre düzenlemeliyiz. Aksi takdirde uzay, bilişim ve genetik devrimlerinin yaşandığı günümüz dünyasında çok uzak olmayan bir gelecekte “ne akacak su, ne bakacak Türk” bulacağız.

Prof. Ercüment KIRIMLI

[Toplam:0    Ortalama:0/5]

CEVAP VER

Yorum
Lütfen isminizi girin